Asgari Ücret Bir Seçim Kazandırır mı?
3 Ocak 2019
Ekonomi Kendini Dengeleyecektir
13 Ocak 2019

2019 Türkiye’sine Bakış

Türkiye Cumhuriyeti devleti hakikaten ne kadar genç bir devletmiş. Daha dün gibi  Boğaz Harbi, Çanakkale Savaşları…  I. Cihan Harbi biter bitmez, bitmeyen bir iştahla şu imparatorluk bakiyesi küçücük bir karaya saldırışlar dün gibi. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine adeta “aya göç var da kalan biz miyiz?”  dercesine işgalden pay almada yarışanlar… Kurtuluş Savaşı… Bir milletin son bir azimle gayrete geldiği günler…  Daha 100 yıl bile olmamış…

2019 başlarken cephe savaşlarının, siyasi ve ekonomik savaşlara dönüştüğü, artık kimsenin de yadırgamadığı bir durum olarak görülmektedir.  Herkesin malumudur ki “barış bile düşük yoğunluklu, uzun dönemli çatışmalarla” devam etmektedir. Çok bilinen bir örnektir: Ahırdaki ineğin ve koyunun,  kimileri sadece sütünü sağıp gitmek ister; kimileri de kesip etini götürmeyi arzu eder. Ekonomideki uzun dönemlerin kavgası da budur.

IMF, 2019 için dünyanın  ortalama %3,7,  yükselen piyasaların da  %4,7 büyüyeceğini açıkladı. Türkiye’nin payına da % 0,4 düştü; Yüzde yarım bile değil…  Moody’s  zaten Türkiye için uzun zamandır bir daralma beklentisini sürdürüyor.  2019 Türkiye büyüme beklentisi yok: %2 daralma öngörüyor.  Rakamlar mutlaka revize edilir, beklentiler değişir, fiili durum sene sonunda görülür. Ancak yıla başlarken çizilen bu tablo pek de iç açıcı değil.

Enflasyonu en yüksek, faizi en yüksek ve riski en yüksek ülkeler arasına girdi Türkiye. Enflasyonla kalıcı ve öncelikle tek haneli rakamlara indirecek adımların arkası gelmeli. Enflasyon düşmeden faiz düşmeyecek. Risk primleri CDS’ler, bir yılda inanılmaz arttı. Geçen sene bu zamanlar 1,6 seviyesinde olan CDS’ler, şimdilerde 3,7’dir.  Ağustos ayında bu rakam 6 seviyelerinde idi. Şimdi inmiş olan bu risk priminin bir türlü arkası gelmiyor. Bunun anlamı, kredi maliyetlerine faiz dışında,  bu CDS risk primlerinin ekleneceğidir.  “Borcu borçla ödeyen bir ülke” olarak, sürekli fon ihtiyacı daha maliyetli borçlanmaların önünü açmıştır.  Ayrıca sürekli ve rutin işlemler için de ihtiyaç duyulan kaynaklar, borçlanma ile temin edilmektedir. Haliyle borçtan, faizden ve faizin üzerine eklenen ekstra risk primlerinden kaçış yoktur.

Türkiye 2019 yılında yerel yönetimler seçimlerini yapacak. Seçimler ekonomiyi hareketlendiren dönemlerdir.  Yerel seçim olması sebebiyle  iktidar ve muhalefetin bütün kaynaklarını seferber edeceği bir dönem yaşanacaktır.  Bu nedenle 2019 yılının ilk çeyreği hareketli bir dönem olacağı için sanılanın aksine, bir daralma görülmeyebilir. Hatta bu ivmenin etkisi ikinci çeyreği dahi sürükleyebilir. Faiz indirimlerine henüz daha zaman var. İkinci yarı uygun olabilir.

Petrol fiyatları başlı başına bir değişkendir. Özellikle bağımlı ekonomiler için yönetilemez bir durumdur. 2018 başında 60 dolar ile yıla başlayan petrol, Türkiye’nin kur atağı dönemlerinde de zirve yapmış; 80-85 dolar aralığına yerleşmiştir. İthalatının 1/4’ünü enerjiden yapan bir ülke olan Türkiye için fiyat hareketleri önemlidir. Şimdilerde 50 dolarlara kadar düşmüş olsa da fiyat hareketleri inişli çıkışlıdır. Şunu da ifade etmek gerekir ki bu sene planlanandan yaklaşık 1/3 kadar daha az bir enerji maliyeti olacaktır. Bunun da etkisi cari açık üzerinde görülecektir. Nitekim  Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında cari açık değil cari fazla verilmektedir.

2019 yılı bu itibarla “yarısı bahar yarısı kış” geçebilir. Bütün bu gelişmeleri etkileyecek elbette reel sektör davranışları olacaktır. Sahada esnaf, tüccar, sanayici var.  Onların morali yüksek olur, Güven düzeyleri yüksek olursa beklentiler, beklenmeyen olumlu sonuçlara dönüşebilir.  Şunu tekrar ifade etmekte fayda var:  üretici ve tüketici güveni, beklentileri ve büyümeyi tetikler. Kara tabloların bu yüzden  uyarıcı olması önemlidir: Olumsuzluk, ihtiyat ve tedbiri gerektirir, paniği ve korkuyu değil… Yatırım yapmayı erteleyen bir sektör, parasını yurt dışına kaçıran sermaye sahipleri elbette  moral bozucudur. Ancak onları da ülke içinde tutacak yatırım yapacak hale getirecek  “yatırım iklimi,” güven ortamı daha önemlidir.

Güven konusuna zaman zaman dikkat çekiyoruz.  Güveni kırmadan, ekonominin kendi rutinini yakalamasının öneminden söz ediyoruz. Burada bizim ne söylediğimizden ziyade, ekonomideki aktörlerin ne algıladığı önemlidir.  Bırakın yabancıyı yerli yatırım yapmıyor. Yabancı sermaye iki senedir “yalan oldu.” Ülkeden sermaye çıkışlarını konuşur olduk. Üretim olmayınca istihdam daralıyor, işsizlik artıyor.  Haliyle dış borç riskleri artıyor. Dünyanın en pahalı sermaye kullanan ülkeleri arasına girdik. Bunda ülke için “yandı, bitti; bugün yarın kriz” hatta güneşin doğuşunu bekler gibi “kriz tellalları” da o anı bekliyor…

ABD-Çin eksenli ticaret savaşları, bölgesel riskler artık olağan ve rutin konular haline geldi. bunlarla yaşamayı öğreniyoruz. ihtiyatlı iyimserliğimiz de bu konuda devam etmektedir.

Sonuçta başkalarını suçlamak değil maksat. Ancak üretimi sanayici yapsa da yatırımı devlet teşvik etse de kalkınma, bir zihniyet sorunudur. Refah artması, ülkenin zenginliği, bireylerin zenginliği her biri farklıdır.  Gelir artması, tasarruflar, yatırımların üretime dönüşmesi ve yerli malı kullanmanın  her birisi ekonomi için birer girdidir. Memnun olmadığımız sonuçlar varsa girdileri gözden geçirmekte fayda var.

Hasılı kelam,  Ekonomide yaşadıklarımız bir anda ortaya çıkmıyor.  Damı, güneşli havada aktarmak gerek. Kırık kiremitleri iyi havalarda değiştirmek gerek ki yağmurlar geldiğinde evin içi batmasın.

1,177 total views, 1 views today

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.