Yeni Zelanda’dan Kaçırılan “Huzur”
15 Mart 2019
İngiltere’nin “Kara Çarşambası” – 16 Eylül 1992
21 Nisan 2019

Carl Von Clausewitz, Savaş Üzerine  kitabının yazarı. Kitabın basıldığını göremese de 190 yıldır hakkında en çok konuşulan kitaplardan. Kitap, ölümünden sonra eşi tarafından bastırıldı: 10 bölüm ve 700 küsur sayfa. Kitabın en en meşhur sözlerinden birisi şüphesiz, “Savaş politikacılara, istenen şeylerin şiddet yoluyla kabul ettirilmesidir”  ifadesidir. Demek ki şiddet olmadan da kabul ettirilecek olanlar var; ya da bu bir tehdit: “Kabul etmezsen, bedelini ödersin!”

Yönetimler de başta ekonomi üzerinden uyarılmaktadır. Ekonominin esen sert rüzgarlardan etkilenme sebebi, hem iç hem de dış kaynaklı olabilir. Önemli olan bu sert esen rüzgarları göğüsleyebilmektir, dış etkilere zamanında müdahale edebilmektir.

Her bir devlet düzenli, düzensiz böylesi yıkıcı etki oluşturacak tehditlere karşı;
bilişsel,
diplomatik,
ekonomik ve
askerî
milli güç unsurlarını hazırda tutmak zorundadır.

Şimdi konunun ekonomi kısmından devam edelim… 2018 son çeyreğine ilişkin büyüme rakamı da geldi sonunda. 3 ay rötarla da olsa veriler önemlidir. Geç gelmesi ekonomideki karar vericiler bakımından çok da sevimli değil. Neticede “dünün güneşi ile bugünün çamaşırı kurutulmuyor.”  Ekonominin göstergeleri gün içinde dahi hareketli ve değişken iken üç ay sonra ilan edilen rakamların da etkisi aynı ölçüde olmuyor.

Dolardaki kur atağını yaşadığımız Haziran – Ağustos döneminden itibaren, bunun sonunun ekonomide bir darboğaz olduğu konusunda, cümle alem hemfikirdi. Beklentiler, kurun zirve yaptığı Ağustos ayının da içinde bulunduğu üçüncü çeyrek için bile bir küçülme olacağı yönündeydi. Aynen “fren mesafesinde” olduğu gibi önceki hızlar, üçüncü çeyreğin atlatılmasında etkili oldu.

Son çeyrek büyüme -3 olarak duyuruldu. Beklenen bir durum.  Ancak ekonominin son çeyrekte yüzde 3 oranında küçülmüş olmasının, dönemin öncesi ve sonrası bakımından önemine dikkat çekmek gerek.  Büyümenin ilk çeyrek %7, ikinci çeyrek %5 çıkmış olmasında, önceki dönemlerin olumlu gidişatı etkili idi. Bu daralmanın da birden toparlanması sürpriz olur. Ancak küçülmede daha kötüsü olmaz, büyüme 1 civarında oluşabilir. Sonuçta Mart sonuna kadar devam eden ÖTV – KDV indirimleri bu dönemi kurtaracaktır.

“Mart’ın sonu Bahar.” Seçim bitecek ve ekonomi kendi mecrasına çekilecek. Öyle olunca mevsimdeki yumuşama, ekonominin seçimi atlatması, sebze meyvenin bollaşması, hasat mevsimi, turizm sezonu derken ekonomi toparlanacaktır.

Büyüme rakamları ile geçen senenin kişi başı milli geliri de açıklandı: 9,632 dolar… TÜİK açıklama ve hesaplarında tutarlı bir kurum. Bir konunun neden ve nasılını açıklayabilme uzmanlığını kendilerinde görüyoruz.  Zaten burada ele alınması gereken temel sorun, 50-100 dolar fazla veya eksik ya da 1-2.000 dolar fazla çıkması değil; Temel mesele, 12 yıldır “Orta gelir grubu” olarak adlandırılan 12.000 dolar seviyesini aşamamış olmamızdadır. 12 yıldır yerinde sayan bir milli gelir seviyesi..

Milli gelir ilk olarak 2007 yılında bir önceki seneye göre yüzde 22 artarak 9,656 dolara bir sıçrama yapmıştı. Tam da “orta gelir”in sınırına geldik – geliyoruz derken, bu defa küresel kriz nedeniyle 2009 yılında 9 bin doların altına düştü. Sonraki yıllar ise  milli gelir hep 10 bin dolar civarında seyretti. Son 12 yılın ortalaması 10,800 dolardır.

Elbette başka göstergeleri de ihmal etmemek gerek. Her şeyi bir kenara bırakalım, 12 senedir aynı zamanda bizim gibi genç ve kalabalık nüfusu olan ve her sene işgücüne katılımı da yoğun bir nüfusa sahibiz.  2012’den beri özellikle Suriye’den gelen mültecilerin de  işgücü piyasasına katılımı söz konusu. Kayıtdışılık yeniden yükselme eğiliminde. Çünkü fiziki altyapısı da çok kötü olmayan bir ekonominin çok daha iyi bir performans göstermesi beklenirdi.

Her ne sebepten olursa olsun,  Ekonomik büyüklük trilyon dolar sınırına dayanmış bulunmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki 10 milyonluk nüfus da bugün, 85 milyondur. Halkın kent ve kırsal hayatı da dönüşümden payını almıştır. Bu konuda ülkeyi, 100 yıl öncesinin kurumsal yapısı, kanunları ve yöntemleri ile yönetmek mümkün değildir. Her şeyin yeni baştan ele alınıp değerlendirilmesi esastır.

Yine de yatırım harcamaları için bir şey söylemek gerekmektedir. Çünkü genç nüfus için yeni yatırımlar gerekmektedir. Merkezi yönetim bütçesinde yatırımlar, son döviz kuru saldırısından sonra artan faizlerle yeniden en ağır darbelerinden birini almıştır. Yatırım ve faizlerin 60 milyar TL civarında dengelenmiş hali yeniden faizler lehine bozulmuştur. 2019 bütçesinde yatırımlar 54 milyarda kalırken faiz giderleri 117 milyar TL ile  yatırımların iki katını aşmıştır. Yatırımların bu şekilde geri kalması ülkenin geleceği bakımından tehdittir.

İlk olarak 2014’te faiz ve yatırım aynı seviyede idi. Ne kadar faiz, o kadar yatırım bütçesi.  2015-16-17 hatta 2018’de bile yatırımlar faizden fazla idi: Mavi çizgiler...
50 milyar kadar faiz bir o kadar yatırım. 2018 kur saldırısı sonrası faizler yükselince, Devletin borç faizi yükü öne geçti. Kur atağını devlet faizle karşılık verince 2019 için yatırımların iki katı faiz hesaplandı. Kelimenin tam anlamıyla devlete faiz yoluyla 64 milyar, neredeyse bir yıllık YATIRIMLARA EŞ yük geldi

 

Türkiye’de yatırım harcamaları son 12 senedir milli gelirin % 28-30 ’una ancak ulaşabilmiştir. Benzer ülkelere bakıldığında 2007-2017 arasında bu oranın Hindistan’da yüzde 36,5, Endonezya’da yüzde 32,2 ve Kore’de 30,7’dir. Kore’de nisbeten daha düşük gibi görünse de yatırım konusunu tamamlayan bir ülkedir. Güçlü bir altyapı oluşturmuştur. Türkiye’de  2007-17 arasında, yatırımların milli gelire oranı % 28,5’tir.  Açıktır ki yollar, köprüler, limanlar… vs denilse de  onlara bile yeteri kadar yatırım yapılamıyor. Hala daha “imalat değil inşaat” oluşu devam edecek gibi görünmektedir.

Orta gelir tuzağını aşmanın temel çıkışı, yatırım harcamalarında hem nitelik, hem de nicelik olarak bir artışın yakalanması ile mümkün olacaktır. Bunun da karşılığı büyüme rakamlarındaki iyileşmeler ile kendini gösterecektir.

254 total views, 1 views today

Bir Cevap Yazın