Modern Zaman Dilencileri
22 Temmuz 2014

Dünya Kenti Antalya

antalya3Geçtiğimiz günlerde Antalya Havalimanı’nın yeni bir rekora imza attığını gazetelerde okumuş olmalısınız. Özellikle yaz aylarında giderek artan turist sayısı, uçuş trafiğini de önemli ölçüde arttırarak Antalya’yı İstanbul hava trafiğine kafa tutar hale getirdi.

Elbette, gelen turist sayısı ne kadar yüksek olursa olsun bunların önemli bir kısmının turizm camiasının çabaları sonucunda Antalya bölgesine geldiğini ve ‘Her Şey Dahil’ tatil köylerinin dışına çok fazla çıkmadığını da bir kenara not edelim.

Antalya’nın son yıllarda en çok göç alan şehirler arasında en üst sıralarda yer aldığını ve bu yıl Adana’yı geçerek ülkenin beşinci kalabalık şehri unvanını ele geçirdiğini biliyoruz. Kanalizasyon altyapısı yeni tamamlanan, bırakın doğalgazı fiberoptik kablo kazılarının bile bir türlü tamamlanamadığı bir bir büyük şehir Antalya…

Peki iki milyonun üzerinde nüfusa ve çok sayıda turiste hizmet eden ulaşım altyapısı ne durumda? Son birkaç yıldır Antalya araç sayısı bakımından ülke dördüncülüğünü koruyor. Bu rakamlara İstanbul plakalı şirket araçları dahil değil elbette. Özellikle elektrikli bisiklet adlı trafik canavarı ve motosiklet sayısında en yakın rakibine göre bile açık ara önce gidiyor Antalya!

Kent içindeki trafik problemini herkes biliyor. Yetersiz ana arter sayısı kentin iki yakası arasındaki trafiği kaldıramıyor. Hatalı bir güzergah üzerinde kurulan ve kenti büyük miktarda borca sokan tek hatlı hafif raylı sistem ve sürekli arıza veren nostalji tramvayı yeterince yolcu taşıyamadığı gibi trafik akışında da önemli darboğazlara sebep oluyor.

En çok turist gelen şehir olmasına rağmen kent trafiğini rahatlatması beklenen çevre yolu bile politik çatışmalara kurban gitmiş durumda. O yüzden de şehrin içinden geçen kamyon ve tırlar her geçen gün ölüm saçıyor. Şehre gelen ne bir otoyol, ne de 2024 vizyonuna yetişmesi planlanan hızlı tren projesi üzerinde çalışılıyor. Seçim meydanlarında tren muhabbeti hiç eksik olmadığına bakmayın!

2016 yılında yapılacak olan botanik Expo’suna ev sahipliği şansına erişen ilk Türk şehri olmak oldukça önemli olmasına rağmen halkın önemli bir kısmı bu konuda fikir sahibi değil. Politik çatışmalar yüzünden oldukça geç başlayan Expo çalışmaları oldukça hızlı yürütülmek zorunda kalmasına rağmen yine de Aksu bölgesinde güzel bir botanik alan oluşturuluyor. Yapılan yarışma sonucu 100 metre (sonradan bakanın söylediğine göre 96 metre) uzunluğundaki Expo kulesi gerçekten göze hoş görünüyor.

Ancak, kısa bir sürede nasıl tamamlanacağından emin olmadığım kule ile ilgili maliyet sorunları çıktığı yazıyor gazetelerde. Hatta proje iptal edilip daha ucuza başka bir kule bile inşa edileceği söylentiler arasında, tıpkı yapılan oylama sonucunda halk tarafından seçilen Expo sembolü yerine bakanın Ankara’dan belirlediği şakayık’ın tercih edilmesi gibi! Ülkelere yapılan katılım davetine geri dönüşün yetersiz olduğunu ve pek çok ülkenin katılmayı kabul etmediğini ya da kararsız olduğunu da okuyorum basından. Özetle, Expo gibi önemli bir proje başarısız olursa neler olur düşünemiyorum bile…

Gelelim spora, şehrin tek futbol takımını elbirliği ile alt kümeye düşürmeyi başardık. Kısır politik çekişmeler sayesinde önce bir otelin stadının sonra da Akdeniz Üniversitesi’nin atletizm pistinin yalvar yakar Antalyaspor maçlarına ev sahipliği yapması kadar büyük bir ayıp olabilir mi? Son iki yıl içinde basketbol ligindeki iki takımı da küme düşürmeyi de başardığımız gibi Büyükşehir Belediyesi’nin basketbol takımını bir kambur olarak görmesi yüzünden geçtiğimiz günlerde lisans almayıp profesyonel liglerden uzaklaşması ne kadar üzücü bir durum olduğunu düşündünüz mü peki? Ülke ve dünya çapında başarılara sahip olan Muratpaşa Kız Hentbol takımının sahasının yetersiz bulunması sebebiyle geçtiğimiz hafta Avrupa liglerinden men edildiğini duyduğunuzu da sanmıyorum! Ya da, kentin tek su topu takımının koskoca büyükşehirde maç yapacak havuzunun olmadığını?

Tüm bunları düşündüğümüzde hala “Antalya bir dünya kentidir.” diyebiliyorsak ne âlâ! Bir gün gelir de, tatil köylerimiz her şey dahil sistemini terk ederse ve buna rağmen hâlâ bu kent aynı sayıda turist çekebilmeyi başarırsa, işte o zaman gururla bir dünya kenti olduğumuzu ilan edebiliriz. Tıpkı, denizi ve Antalya kadar tarihi bile olmadığı halde en çok turist gelen şehirlerin başında yer alan Paris gibi. Ya da, güneş görmediği için nem kokan ve kahvaltının bile ücrete tabii olduğu oldukça eski otellerine rağmen dünyanın en küçük ve pahalı turistik şehirlerinden birisi olan Venedik gibi…

Daha çok şey söyleyebiliriz ama uzatmaya gerek yok. Her kış kuvvetli bir yağmur yağdığında şehrin ortasında küçücük çocukların sel sularına kurban gittiği, koruma altındaki Carretta’ların başıboş köpekler tarafından parçalandığı ya da caniler tarafından öldürüldüğü, doğal güzelliklerin ÇED raporları ve mahkeme kararlarıyla Hes’lere ve maden ocaklarına kurban edildiği, mangal sefası için her yıl güzelim ormanların alevlere kurban edildiği Antalya’mız bize bir süre daha yeter!…

Sevgiyle Kalın!

Mustafa Zihni Tunca

Twitter: @dr_tunca

590 total views, 2 views today

Bir Cevap Yazın