İşsizlik Rakamları Yükselirken
10 Haziran 2017
Kutsanan Siyaset Ekonomisi: Katar’a Ambargo
24 Haziran 2017

Dünyada servet durumu düzenli ölçülüp biçilir, gözlenir. Zenginin malı kadar fakirin durumu da bu tür incelemelere konu edilir. Son küresel servete ilişkin rapor, yönetim ve danışmanlık firması The Boston Consulting Group (BCG) tarafından hazırlandı. Bu sene 17. defa hazırlanan bu raporda, geçen yıl küresel servetin %5’in üstünde büyüdüğü ve 166,5 trilyon dolara yükseldiği açıklandı. Dünya serveti  2014’te 151 trilyon dolardan, 2015’te 158 trilyon dolara çıkmıştı.
Yine zengin kuzey yerini korumaktadır. Kuzey Amerika en zengin bölgedir; ikinci sırada Batı Avrupa, üçüncü sırada Asya-Pasifik bölgesi yer almaktadır. 2016’nın en büyük servet artışı %9,5 ile Asya-Pasifik’te gerçekleşmiştir.

2023’te 250 trilyon dolara giden bir servetten söz ediyoruz.  Büyüme bu şekilde giderse sıralamada Asya Pasifik bölgesi Avrupa’nın önüne geçerek, ikinci sıraya yerleşmiş olacak.  Haliyle dünya servetinin de yarıya yakınının bu bölgeden gelmesi bekleniyor. Avrupa servet konusunda üçüncülüğe inecek.
Genel dağılıma bakıldığında dünyada hanelerin sadece yüzde 1’i milyonerlerden oluşmaktadır. Dünyadaki milyoner hane sayısı 2016 yılında 18 milyona ulaşmıştır. Nüfusa göre en zenginler sıralamasında %18 ile Bahreyn, %16 ile Lihtenstein, %13 ile İsviçre yer almaktadır. ABD’de ise en fazla milyoner hanenin bulunduğu ülke olarak listeye girmiştir.
Konu Türkiye açısından değerlendirildiğinde Türkiye’de, 2016 yılında milyoner hane sayısı 28 bindir. Bunların da toplam varlıkları Türkiye bankalarındaki toplam servetin yarısını aşmış durumdadır. Dünya servetinin dağılımı da buna benzerdir:  98 ülke açısından dağılımının incelendiği raporda, dünya servetinin yaklaşık yarısı (%45’i) %1’lik kesimin elinde bulunmaktadır.

İşin refah kısmı böyleyken tersten bakınca, asgari ücretli, sokakta mendil satan teyze, trafik ışıklarında cam silen çocuk açısından bu zenginliğin çok da önemi yok. Hala daha dünyada 9 kişiden biri açlık sınırında. Ne yapılıp edildiyse bu büyüme rakamlarının sonrasında istihdamda büyüme yakalanamamış durumdadır. Bütün dünya bunu, fakirleştiren büyüme/ istihdam oluşturamayan büyüme olarak ifade etmektedir.

Özellikle Thomas Piketty’inin, sermaye ve gelir eşitsizliği konusunda incelemelere yer verdiği çalışmasında, son 30 yıl boyunca en alttakilerin yüzde 50’sinin gelirinde hiç artış olmazken, en zenginlerin oluşturduğu yüzde 1’lik grubun gelirlerinin yüzde 300 arttığına değinmektedir. Üst düzey bir şirketin CEO’sunun yıllık kazancı, Asya Pasifik bölgesindeki 10 bin işçinin kazancına eşdeğer durumdadır. Bu kıyaslamalar başladığında en yoksul bölgelerle ilgili değerlendirmeler dikkat çekici olmaktadır. Mesela Vietnam’ın en fakirinin, emekliliğe kadar çalışıp kazandığı parayı ülkenin en zengini  iki günde kazanabilmektedir. Ülkemizde ise gelir eşitsizliği ve ücretlendirmeden en fazla mağdur olan kesimin kadınlar olması başka bir tezat teşkil etmektedir. TÜİK verilerine göre her dört kadından birisi işsiz durumundadır.

Genel olarak zenginlik ya da refahın yaygınlaşması istenen bir durumdur. Ancak fakirlerin durumu değişmezken zenginlerin varlıkları yıllık neredeyse %10 dolaylarında artabilmektedir. Bunun en bilinen örneği Bill Gates’tir. 2006’da Microsoft’tan ayrıldığında 50 milyar olan serveti, 10 yılda vakıf hizmetleri marifetiyle dağıtmasına rağmen %50 artarak 75 milyara yükselmiştir.

Live8 konserlerini organize etmesi ile bilinen U2’nin solisti Bono’nun, zengin ülkelerin alacaklarını sildirme çabaları sırasında söylediği sözler ise başka bir acı duruma dikkat çekmektedir: “Dünyadaki yoksulluğun kırılması için zengin ülkelerin milli gelirlerinin %1’ini vermeleri yeterlidir.” Ama “vermiyorlar!…”

Sosyal sorumluluk projeleri adı altında pek çok gönüllü kişi ve kuruluşun çabaları yokluk ve yoksulluğun giderilmesinde yetersiz kalmaktadır. Bununla birlikte devletler de büyük şirketler tarafından kuşatılmış vaziyettedir. Bu kuşatma o kadar ileridir ki bu durum Oxfam Raporunda da yer almıştır. Büyük şirketler ve zenginler sürekli vergi indirimi talebiyle gelmekte, sonuçta bu indirimler yapılmaktadır. Aksi takdirde vergi rekabetinden dolayı ülkelerdeki varlıklar “vergi cennetleri”ne kaçabilmektedir. Ayrıca ülke içinden ve dışından “imtiyaz sahibi”, güçlü kişilerin tavassutu, her ülke için bir sorun olarak görülmektedir. Nihayetinde devletler bu “hatırlı bireylerin” çabalarına yenik düşebilmektedir.

 

3,773 total views, 4 views today

Bir Cevap Yazın