Çin – Amerika Ticaret Savaşları Derken
9 Aralık 2018
Ekonomide İşler Yoluna Girdi mi?
22 Aralık 2018

Ekonomide Herşey Gözümüzün Önünde de…

Strateji, mevcut durumu istenen şekilde değiştirmek için kullanılır. Hayatın normal akışı zaten kendi seyrinde devam etmektedir. Onda da bir gelişme olması mümkündür. Strateji ile bu akışa müdahale edilmektedir.  “Su çatlağını bulur” denir.  Ancak strateji yapılmışsa istenen ve beklenen, farklı bir durumdur. Gelişme, doğal akıştan farklı bir noktaya ulaşmanın aracıdır. Öyle bir şey olmalı ki “başka şekilde 10 yılda katedilen süreç, strateji  ile daha kısa bir sürede aşılabilsin.…” Bu ifadenin arkasında kaynak etkinliği, verimlilik ve ekonomiklik vardır. Sınırları zorlamak vardır. Kaynakları başka türlü kullanmak; güce yön vermek vardır…

Ülkeler de elindeki imkanları hem daha iyi hem daha müreffeh bir ülke olma yolunda kullanmalıdır. Hazinelerin dolu olması değil, kullanılıp fayda üretmesi  önemlidir. Türkiye ekonomisi büyüme odaklıdır. Bu bir mecburiyet olarak algılanmaktadır. Dış ticaret, özellikle ihracat üzerinden hedeflemeler ve öngörüler geliştirilmektedir.  Bunun ekonomik yanı “bir şekilde olup gitmektedir.” Siyasi ve ideolojik yanı ise halkına, bölgesine ve insanlığa umut “ teması ile ifade edilebilir.  Ülkenin topyekün, halkın neredeyse tamamının  bu gelecek vizyonunu paylaşması önemlidir.

En basitinden, yanı başımızda cereyan eden insanlık ayıbı konusunda bütün dünya biraz sessiz hatta biraz çekimser kalırken Türkiye ekmeğini paylaşmıştır. Küresel İnsani Yardım 2018 Raporu‘na göre, Türkiye geçen yıl en çok insani yardım yapan ülke oldu. Milli gelirinin yüzde 0,85’ine denk gelen insani yardımlar, Türkiye’ yi dünyadaki, “En cömert ülke” haline getirdi. Özellikle Avrupa’nın mülteciler konusunda sergilediği tutum, kelimenin tam anlamıyla “iki yüzlüdür.”

Dünyada her yıl yapılan insani yardımların haritasını çıkaran İngiltere merkezli Kalkınma İnisiyatifleri Örgütü’nün raporuna göre Türkiye, 2017’de 8,07 milyar Dolar yardım ile dünyada en çok insani yardım yapan ülke oldu. Türkiye milli gelirinin yaklaşık %1’ini yardımlara ayırmış.  Türkiye ’yi 6,68 milyar Dolar ile ABD, 2,99 Dolar ile Almanya ve 2,52 milyar Dolar ile İngiltere izledi. AB kurumları 2,24 milyar Dolar ile dördüncü sıraya geldi. Türkiye insani yardımların milli gelire oranı temelinde yapılan sıralamada da yüzde 0,85 ile birinci sırada gelirken, en yakın takipçileri Norveç ve Lüksemburg için bu oran sadece yüzde 0,17’de kaldı. ABD ise bu sıralamada yüzde 0,04 ile 19’uncu oldu.

Dünyada 134 ülkede 201 milyon kişinin uluslararası insani yardıma muhtaç durumda olduğu belirtilen raporda, krizlerden ve çatışmalarda etkilenen bu kitlenin önemli bir bölümünün Suriye, Yemen ve Türkiye’de mülteci olduğu vurgulandı.

Bugün kişi başına milli gelirde 50.000 dolar ve üzeri olan ülkelerin mülteci dramına karşı sergiledikleri tutum ile Anadolu insanının “insanlığı” ortadadır. Avusturya, “mülteci sayısı,nüfusun yüzde birini geçerse sorun yaşarız” diye açıklama yapabilmektedir. Yunanistan’da kampların durumu ortada. Normal, insani ihtiyaçların dahi  karşılanması sorundur. Eğitim ve sağlık zaten ihmal edilen bir durumdur. Bu kadar kontrolsüz değişkenin etkin olduğu bir ortamda stratejilerin hedefleri tutturması da sorgulanacaktır.

Türkiye’de bugün ekonomi yönetimi mevcut anlayışını değiştirmekte daha aktif bir rol üstlenmeye çalışmaktadır.  Kur – faiz ve enflasyon sarmalı bütün göstergelerin belirleyicisine dönüşmüşken, eski yöntemler işe yaramamaktadır. Bu yüzden Türkiye gibi sürekli döviz açığı veren ve yabancı sermaye çekmek zorunda olan ülkelerin, kolayca “açığa düşürülmesi” mümkündür.  Bir yanında ulusararası örgütler, öte yanda kredi derecelendirme kuruluşları ve para baronlarının “bilindik ajandası” işletilmek istenmektedir. Bunun için her türlü operasyon ekonomi, siyaset ve güvenlik mekanizmaları kullanılarak yürütülmektedir.

Ekonomide en büyük pazar haline gelen Borsa İstanbul’da bile 50 milyon TL gibi bir parayla manüplasyon yapılabilmektedir. Bu finansal derinliğin sınırı, teknik deyimle mali derinliğimiz bu kadardır. Bundan sonra yeni ve yerli önlemler ile bu sürecin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ekonomi doğru adımları beklemektedir. Bankacılık sistemi her ne kadar güçlü bir yapıya sahip olsa da yüksek faiz geliri elde eden kurumlar olarak ekonomi için üretimden vazgeçme riskini hep taşımaktadır.

Faiz en büyük hasarı yatırımlara vermektedir. Faiz yükselirse müteşebbis, yatırım ve üretimden vazgeçer. Şu anda Türkiye, dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerinden birisidir. Pek çok ülkede faiz %1-2 civarında iken durum ortadadır. Türkiye %20’yi bile yarılamış durumdadır. Bunun tek sebebi ekonomik değil elbette. Siyasi ve özellikle güvenlik sorunları, jeopolitik riskler özellikle risk primleri üzerinden baskıyı arttırmaktadır. Ekstradan faizler ödenmektedir.

“Burada en bilinen eleştiri, satıp savrulacak; hatta yabancılar mala mülke el koyacak, ülke elden gidecek” ifadeleridir ki… Bu tür yaklaşımlar da endişe ve korkuyu büyütmektedir. Bunda haklılık payı da bulunmamaktadır. Tarihte borcuna en sadık ülke varsa o da Türkiye Cumhuriyetidir. Rusya’dan, Brezilya hatta Arjantin’e kadar pek çok ülke morotoryum ilan ederken Türkiye, 1854’te başlayan borç sürecini 100 yılda tamamlamış, 1954’te son kuruşuna kadar da ödemiştir.

Şimdi Türkiye’nin ekonomide ürettiği yeni stratejiler, jeopolitik ve güvenlik koridorlarında kesişmektedir. Başka ülkelerin de hesapları olduğu ve bu konuda perde arkasından taşeronlarını harekete geçirdiği unutulmamalıdır.

1,049 total views, 12 views today

Bir Cevap Yazın