Ekonomik ve Siyasi İşgalin Temelleri
1 Mayıs 2018
Savaşla Büyüyen Çocuklar: Filistin
4 Haziran 2018

Türkiye seçim sath-ı mailine girdikçe, göstergeler önem kazanmaya devam ediyor. Önce IMF’nin “iyisiniz” “iyi gidiyorsunuz” derken tatlı tatlı uyarmaları; arkasından kredi derecelendirme kuruluşlarının not kırması biraz sert oldu. Aslında not  olarak “yatırım yapılabilir” ülke pozisyonunun altındaydık. Bu durumda iken bir altta bir üstte çok da önemli değil. Üstüne enflasyon verileri geldi. Hala çift haneli verileri konuşuyoruz. Beklentiler enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi yönünde  ancak o da çift hanede çakıldı kaldı.  Bu arada Merkez Bankası da  ilk olarak 2018 için enflasyon oranını 0,5 puan yukarı doğru revize (8,4) etti.  Ardından faizleri beklentinin üzerinde 75 baz puan arttırdı. Beklentilerin üstünde bir rakam bu. Haliyle döviz bir anda %2-3 arasında hareketleniverdi. Durum böyle. Şimdi büyük resimden gidelim.

Bir seçim sürecindeyiz ancak ekonomi yönetimi de bir şeylere müdahale etmek adına, çeşitli alanları değerlendirmeye çalışıyor. İmar barışı ve emekliye ödenecek ikramiyenin biri gelir biri de gider cephesi olarak birbirini dengeleyeceği bir gerçek. Yeter ki “imar barışı” ile gelecek olan gelsin.

Bu arada ülke dinamizmini göstermesi açısından dış ticaret verileri önemli. Asya civarında Türk mallarına ve Türkiye’ye olan ciddi teveccüh ortada. Bu bölgenin ticaret potansiyeli yüksek. Fırsatları görmezden gelmemek gerek. Sayın cumhurbaşkanının  tam da bu seçim arefesinde Asya ziyareti aslında konunun ipuçlarını vermektedir.  Özbekistan ve Güney Kore hattı Türkiye için önemlidir. Ayrıca ortada Kanal Istanbul gibi bir dev proje varken gündemin buna odaklanması kaçınılmazdı, öyle de olmuştur.

Türkiye bir yandan Avrupa ile ticaretini geliştirirken bir yandan yeni pazarlara girme eğilimindedir. Asya ve Afrika bunun en önemli örneklerini taşımaktadır. Özellikle Nisan ayı ihracatında Avrupa ve Afrika ile olan ihracatın %25 artması, ihracat açısından yıl sonu rakamlarında, beklenenin üstüne çıkma sevincini, erkenden yaşatmaktadır. İlk defa aylık 15 milyar dolar ihracat rekoru ile ümitlenen TİM yetkilileri de bunu belirtmektedir. Avrupa’ya ihracat yeniden %52 olmuştur. Asya grubunda da benzer bir hareketlenme ile Türkiye’nin bu sene için hedeflerinin üstüne çıkması işten bile değildir.

Ancak Türkiye’ye karşı siyasi sorunlarını, hala ekonomik yollardan çözmeye çalışan, bunu zaman zaman açık, zaman zaman da örtülü ambargolara dayandıran bir Batı bloğu var karşıda. Siyasi savaşın bir türü olan bu araçlar etkili de olmaktadır. Şimdi dolaylı kontroller, örtülü sınırlamalar, ambargo ya da kredi derecelendirme gibi sıfırcı kuruluşların notlarında da bunu görmek mümkün. haliyle tırmandırılan  bir ekonomik ambargo ile karşı karşıyayız. Bu durum Türkiye açısından “hoş olmayan rekabetin” aleyhte gelişen bir yönüdür. Barış dönemlerinin bir siyasi savaş aracı olan politik yardımlar konusu da bu dönemde sıkıntıya girmiştir. AB’nin genişleme bütçesine ayrılan 2021-2027 döneminde, €28 milyar kullandırılacak ülkeler arasında Türkiye yoktur. Bu da başka bir makasa alma vazıyetidir.

Yıllar önce Soros’un Türkiye için söylemiş olduğu “elinde askeri ve ordusu dışında neyi var ihraç edecek?” dediği Türkiye böyle bir Türkiye’dir. Arzulanan ve istenen o Türkiye’dir.  Kore’de olduğu gibi gidecekler ve dönmeyecekler. Rusya ile tampon olup, Avrupa’ya Rus istilasının önünde olacaklar. Borcuna sadık bir ülke olarak hep borçlu kalacak. Borçtan başını kaldıramasa da borç faizlerini ödeyebilecek bir ekonomisi olan ülke olarak yola devam edecek. Olması istenen Türkiye’ye biçilen misyon budur. 1980 öncesindeki karmaşanın temelinde de, 1990’ların demokrasi problemlerinde de 15 Temmuz ve sonrasındaki gelişmelerde de bu anlayış ve bakış devam etmektedir. Türkiye bir yandan dış güvenlik sorunu yaşarken Patriot bataryalarını  çeken batı, Türkiye’nin S400‘leri gündemlemesi ile “aykırı tutum” sergilemekle suçlanmaktadır.  Son gündem F35’ler sorunudur, ayrıntıları izlemek gerek. Enerji ihtiyaçlarını son yıllarda çeşitlendirmeye çalışırken nükleer enerji konusuna odaklanan Türkiye yine tehdit olarak görülmektedir. İran ile  önemli miktarda petrol ve doğalgaz anlaşması ise bilinen başka sorunları tetiklemektedir. Para transferi yasağıyla enerji ithalatının parasının ödenmesi zorlaşınca alımlarda da problemler başlamıştır.

Özellikle “Fırat Kalkanı ve Zeytindalı” operasyonları Türkiye için “çok oldu” dedirtmektedir. Bu, siyaseten önlenemeyen durumun ekonomik blokajıdır, bunu sürdürmek için tam saha pres devam etmektedir. Hele ki Rusya, İran ve Türkiye üçlüsünün ortak hareket eder olması, batı tarafından asla istenen bir durum değildir. S400’ler konusu Türkiye’nin bir kararlılığı olarak sürmektedir.

Şu bir gerçek, Türkiye’nin temel makro göstergelerinde bir bozulma yoktur. Kamu mali sistemi Avrupa dahil pek çok ülkeye nazaran iyi durumdadır. Bankacılık sistemi risk içermemektedir. Cari açık hala yönetilebilir bir durumdadır. Yüksek teknolojili ürünler ihracatı, geçen yıla göre ikiye katlanmış durumda iken, tarımda ciddi ihracat göstergeleri gelişirken bu ekonomik cenderenin “ekonomi” ile açıklanır yanı yoktur.

2,385 total views, 30 views today

Bir Cevap Yazın