Futbolda Zemin Kötü, Hakem Avantajı, Seyirci Dezavatajı Olur da Ekonomide Olmaz mı?
6 Şubat 2017
İhracatı Nakit Para Olmadan BARTER Yoluyla Arttırmak Mümkün mü?
27 Şubat 2017

İktidar ve Gücün Sınırlarında Dolaşmak

İktidar, bir güce dayanır ancak güç, tek başına yeterli değildir. İktidarın her hal-u karda kendine bağlı bir kitlesinin olması; tehdit olmaksızın dahi itaat edecek bağlılarının olması önemlidir. O yüzden “İktidarı kullanmak bir sanattır.” der, Adolf A. Berle  İktidar kitabında… Üstelik sadece bu konuyu beş yüz sayfada uzun uzun anlatır, ilmek ilmek dokur. iktidar deyince Türkçe’de, “bir işi gerçekleştirmek için gereken kuvvet, takat, kudret, kabiliyet, muktedir olma, yapabilme; bir toplulukta veya kuruluşta idareyi elde bulundurmak, hükümet etmek” anlaşılır. Batıda ise güç, otorite, halkı ve olayları kontrol etmek olarak anlaşılır. Böyle bakınca iktidara çatışma ve karşı koyma olarak yaklaşanlar olduğu gibi ona, birlikte başarma ve bir potansiyeli harekete geçirmek olarak görenler de vardır.

Üzerine güç atfedilen, yetki verilen iktidar da meşruiyetini halktan ve hukuk düzeninden alacaktır. Hukuk düzeni kötü ise hukuk kuralları yalan yanlış yorumlanırsa hatta saptırılırsa vatandaşların huzursuzluğu artacaktır. Haliyle adaletten yana duyguları zedelenen toplulukların düzen karşıtlığı tetiklenecektir. Eh artık!… sonrası bilindik şekildedir. Adalet talebi karşılanmayan toplum sosyal patlamalara açık olacaktır.

Hukuk kuralları işlemez, hele ki anayasa da tartışılır hale gelirse toplum, çatışmaların ortasında kalır. Eğri cetvelden düz çizgi beklenmeyeceği gibi kötü Anayasaların düzelticisi modern ve post-modern darbeler olacaktır. Bu darbeler de salt çöküşe giden geri dönülmez yollar açar: İktidar güç kullanır, şiddet tırmanışa geçer, sonuçta şiddet yönetilemez. Terör, tedhiş ve insan hakları ihlalleri, tek taraflı kararların hayata geçirilmesi ve BM müdahalesine kadar varabilecek ortamları oluşturulabilir.

Bu yüzden ABD’de, Trump sonrası sokak eylemleri için 1 milyar dolar para harcadığını ve daha da harcayabileceğini rahatça söyleyebilen bir ulusüstü güç konsorsiyumu var. Kaygıları aynı… iktidarlarını ve yönetim yeteneklerini kaybetmek istemiyorlar… Güçlerini kaybetmek ve vazgeçmek istemiyorlar. Bunun için yerli taşeron ya da vardiyalı bir terörist ekiple işbirliği yapmaktan zerrece çekinmeyeceklerdir.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde dikkat çekiği bu kesimler “…  şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir …”

Türkiye Anayasa değişikliği ile bir “değişim ve dönüşüm” sürecinden geçmektedir. Referandum sürecine giren maddelere kadar mevcut Anayasanın çok konuşulan ve özellikle “yürütme” organı ile ilgili 104.maddesi, Cumhurbaşkanına  “gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu’nu Başkanlığı altında toplantıya çağırma” yetkisi vermektedir. Bu durum iktidar olmak adına çok önemli bir yetkidir.

Herhalde bakanlar kurulu “bir vesileyle bir araya gelmek amacıyla toplanmaz” durum güç paylaşımıdır: İKTİDAR’ın yetkilerini kullanma konusunda işbirliği ve teşriki mesaidir. Adı üstünde ortaklıktır.

İşte sorun buradadır. Sayın cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her daim bu yetkiyi kullanacağını ifade etmiştir. Artık bundan sonra kim cumhurbaşkanı olursa bu yetki kullanıma açık hale gelmiştir.

Adolf A. Berle de “İktidar”ı “…kurumlar vasıtasıyla yönetilse de şahsi ve belirli fikir ve felsefi sisteme dayanır…” derken bunu söylemektedir. Ve iktidar gün gelir “… kurumun başındaki iktidar sahibi ile bu müesseseyi ayakta tutan sisteme sadık insanlar arasında bir ölçüde gerginlik her zaman görülür. Zaman gelir, mecburen yapılması istenen şeyin fikir sistemiyle bağdaşamayacağı bir durum ortaya çıkar…” demektedir.

Sadece fikir ya da sadece güç devlet olmanın  tek ayırt edici özelliği değildir. Devletin diğer iktidar biçimlerinin aksine, sınırları belirli bir toprak parçası olması ve bir milletinin olma gerekliliği vardır.  Referandum süreci hassasiyetlerin ve önceliklerin önem sırasına göre değerlendirildiği bir dönem olmalıdır. Yıllardır CIA ve diğer servislerin taşeronluğunu yapanlar bugün ”söz konusu vatansa gerisi teferruattır” deyip takiyeci milliyetçilik çizgisine gelmektedirler. Bu servislerin yetiştirdiği FETÖ vb yapılanmaların yerine, “milli ve yerel” unsurlar alabilmelidir.  İktidarı sadece milli sınırlar ve otorite ile açıklamak onun totaliterleşmesinin önünü açacaktır. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’de dikkat çektiği gibi yönetme hakkının temeli liyakat ve adalete dayanmaktır. Bu durum, devletin uzun ömürlü olmasının şartıdır. 

3,788 total views, 0 views today

Bir Cevap Yazın