Savaşla Büyüyen Çocuklar: Filistin
4 Haziran 2018

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ya da bilinen adıyla Başkanlık sisteminin ilk seçimini yaptık, hayırlı olsun. Gerek seçime katılım, gerek seçim güvenliği, gerekse de oy kullanma süreçleri itibariyle “demokratik olgunluk” içerisinde bir gün yaşadık. Hakikaten pek çok ülkede seçim konusunda bir ilgisizlik görülebiliyor. İsviçre’de halkın %40-50 arası, ABD başkanlık seçimleri, %53, Fransa %60 katılım ile seçimler yapmıştır. Bu yüzden Türkiye’de yapılan son seçimlere bu %85 katılım oranı, yüksek bir orandır. Bu anlamda seçimlere ilgili ve kullandığı oyunun takipçisi bir ülkeyiz.

Her seçim bir vazgeçiştir. Seçmenin sandıktaki tercihi milletimizin kaderini belirleyecektir. Amasya Genelgesi’nin o muhteşem ifadesiyle, “…Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır…” Türkiye’de, 1946’nın “açık oy gizli tasnif”  seçimlerini saymazsak; 14 Mayıs 1950’den bu yana serbest seçimler yapılmaktadır. Propagandalar ne denli sert geçerse geçsin, sandıktan çıkan sonuca herkes saygı göstermektedir. Bu demokrasimizin seçim sonuçlarına olan saygısı ve demokrasiyi içselleştirmesi ile alakalıdır.

Bu seçimlerde, ülkenin “kim” tarafından yönetileceğinden ziyade  “nasıl” yönetileceği belirlenecektir. 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda, %1,5 gibi küçük bir farkla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesine karar verilmişti. Dolayısıyla bu seçimler bu sistemin hem rövanşı hem devamı niteliğinde olacaktı, öyle de oldu.  “Tamam mı, devam mı? Akşener ve İnce’nin seçilmeleri halinde parlamenter sisteme dönülmesi için çalışacaklarını ifade etmeleri de bunu göstermektedir. Halkın tercihi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden yana oldu. Seçimin 1,5 sene öne çekilmesi bazı uyum yasaları ve düzenlemeler konusunda aksaklıklara sebep olabileceği düşünüldü ve buna göre bazı yetkilendirmeler yapıldı. Meclisin bir denge görevi görmesi ve kontrol sistemlerini yönetmesi açısından bu süreç önemlidir.

Bu seçimlerin en güzel ve en önemli yanı, partilerin tüzel kişiliklerini koruyarak “ittifak” yapmalarına imkân tanınmasıdır. Böylece seçim sonrası hangi partilerin “ittifak ya da koalisyon” olarak ortak hareket edecekleri  baştan belirtilmiş olacaktır. Bu seçimde“cumhur” ve “millet” ittifakı adıyla ortaya çıkan durum, geleceğin iki partili sistemine de işaret etmektedir. İki turlu seçimde, seçmenlerin de bu sisteme uyumu, çekişmeli sonuçların görülmesine yol açacaktır.

Gelelim bugünün fiili durumuna… Ekonomi, dış politika ve içeride devam eden tehditler bitmemiştir. Cumhurun başkanının masasında, dünden devam eden bu sorunlar yer almaktadır.  Gündemin ilk sıralarındadır.  Başkan,  yürütmenin başı olarak tüm yetkileri kendisinde topladığından, sorumlulukları tümüyle üstlenmiş olacak, halk onu bilecektir. Örgütlenmeden eyleme geçişe kadar, her konunun sorumluluğunu üstlenen ve seçim meydanlarındaki vaat ve müjdeleriyle halkın karşısına çıkan bir liderlik görülmektedir.  Bu yüzden hatası da sevabı da kendisine yazılan bir lider profili sergilenmiştir.

Vaatler, müjdeler uzun yıllardır unuttuğumuz seçim çalışmalarını hatırlatmıştır. Büyüyen ekonomi ve yeterince büyüyemeyen refah ekonominin önceliklerindendir. vaatler de bu noktalarda görülmüştür. 15 Temmuz ihanetinden sonra yürürlüğe konulan OHAL  uygulaması da yeni dönemin gündeminin üst sıralarında  yer almaktadır.

Seçim, dış politikayı şimdilik erteletmiş görünmektedir. Güvenlik konusunda Suriye, Afrin, Menbiç ve Kandil yeniden gündemdeki yerini alacaktır. Operasyonlar devam ettikçe şehit haberleri gelmeye devam edecektir.  Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarındaki gaz yataklarına el koymak isteyen İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır’ın yaptığı girişimlere zaman ayrılamamıştır. Geçen ayın gündemi  Kudüs dahi konuşulmaz olmuştur. Cuma namazı sonrası protesto mitingleri yeniden başlayacaktır.

Türk lirasındaki değer kaybı halkın gerçek gündemidir. Yılbaşından bu yana ve özellikle son iki ayda yaşanan dövizdeki artış, vatandaşın kimyasını bozucu ve baş döndürücüdür. Faizlerdeki inatçı  tırmanış ve ekonomideki mücadele seçim sonrasına ertelenmiş durumdadır. Cari açık nedeniyle, hassaten dövize muhtaç bir ülkeyiz. Bunu sıcak parayla karşılama kolaycılığı yerine, daha çok çalışarak gereken teknolojik hamleleri yaparak, katma değeri yüksek mal üretip satarak karşılamayı başarmalıyız. İhracat iyi de yüz liralık ihraç malı üretmek için, 70 liralık ithalat yapan bir ülkenin, cari açık sorununu bir anda aşmasını beklemek hayaldir…

Ekonomi iyi yönetiliyorsa, kurallara uyuluyorsa, kaynaklar doğru ve yerinde kullanılıyorsa, yatırımcıya güven veriyorsa konjonktürel değişikliklerden, küresel çalkantılardan fazla etkilenmez. Piyasalarda her zaman spekülatörler var olacaktır.  George Soros gibi dünyanın geleceğine müdahil oyuncuların bütün ülkelerde operasyonları bulunmaktadır. Soros, son 20 senede 2100 Macar öğrenciye, Avrupa ve ABD üniversitelerinde burs imkanları sunmuştur.  Budapeşte’de, 250 milyon dolarlık bağış ile kurdurduğu Orta Avrupa Üniversitesi ile Balkanlardaki etkinliğini arttırmaktadır. 24 Haziran seçimleri öncesi, NewYork Times’ta yayınlanan makalesinde Baba-oğul Soros’lar, Türkiye’nin Balkanlardaki etkinliğine yönelik  endişelerini dile getirmektedir. Son açıklamasında da seçimlere yönelik beyanatlarının maksadı açıktır.

Türkiye’de OHAL ciddi bir uluslararası itibar sorunu haline gelmiştir. Kredi derecelendirme kuruluşları açısından her raporda gündemlenen bir husustur. Yaşanan yargı sorunları, yargının bağımsızlığı üzerinde oluşan kuşkular, uluslararası sermayenin ülkemizde yatırım yapma cesaretini kırmaktadır. Az sayıdaki yatırımlar da kredi temininde zorlanmaktadır. Bu ortam devam ettikçe ekonomideki daralmanın önüne geçilmesi mümkün olmayacaktır.

Diğer yandan ABD Senatosu’nun  F-35 uçaklarına ilişkin atraksiyonları kabul edilemez durumdadır. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemini satın alması ve “ver papazı, al papazı”  haline dönüşen, meşhur Rahip A.C. Brunson’un serbest bırakılması için yürütülen girişimler, ülkemizin iç hukukuna da müdahale durumundadır.

Bütün bu belirsizlikler içinde 9 ay sonra, 24 Mart 2019’da yapılacak yerel yönetimler seçimlerine kadar ülkenin seçim sath-ı mailinden çıkması ve reformlara odaklanması gerekmektedir. Sürekli seçimler, ülkeyi “kanamalı hasta” haline getirebilir, sorunlar büyüyebilir. Haliyle bu durum Türkiye’nin elini kolunu bağlayabilirdi. Artık 24 Haziran seçimleri ile seçim konusu gündemden çıkmış ve 16 Nisan 2017 referandumu ile ülkenin girdiği rotada yola devam edilmektedir. Gündem dolu ve yoğun ama süreçler de ilerlemektedir. Uyum yasaları, devlet reformu, ekonomi bürokrasisindeki gelişmeler ve yapısal reformlara ilişkin pek çok düzenleme ajandanın başında yer almaktadır.

Halk yetkiyi vermiştir. Bundan sonrası, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde, öncelikli olarak sayın cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’da ve sonrasında TBMM’dedir.  Hayırlısı olsun!…

855 total views, 19 views today

Bir Cevap Yazın