Türkiye’nin AB Sorunu Değil, Avrupa’nın Türkiye Sorunu Vardır
28 Kasım 2016
DOLARI SARIP SARMALASAKTA mı DÜŞÜRSEK, KENDİ HALİNE BIRAKIPTA mı?
2 Aralık 2016

Türkiye’nin Kur ve Faiz ile İmtihanı

Bir yanda sınırlarımızdaki güvenlik sorunu, öte yandan faiz ve kurun başı çektiği ekonomik savaş… içeride sürüp giden FETÖ ile mücadele ve AB ile hassasiyetler içeren gerilimli diyalog ortamı, yönetimi güç bir ülke haline geldiğimizin göstergesidir. Bu durum Türkiye ve Türk insanından kaynaklanan bir durum olmayıp, içinde bulunduğumuz coğrafyanın konumundan kaynaklanmaktadır. Yoksa dünyanın en sakin ülkelerinden Finlandiya veya İzlanda halkını da bu coğrafyaya, Anadolu topraklarına  yerleştirsek, bugün bizim yaşadıklarımızdan çok farklı şeyler olmayacaktır.

Türkiye, bu coğrafyayı mesken tutmuş. ibn Haldun’un “coğrafya kaderdir.” deyişine hayat vermiş, Anadolu’yu mekan etmiştir. Artık kaderimizi yaşıyoruz. Sınırlar olmasa, vatandaşımız olacak insanlarla bir hududun iki tarafında yaşıyoruz ve imparatorluk bakiyesi bu coğrafya bizi çağırıyor… Bu da başka bir bedel mevzusu. Bu yüzden güvenlik ve güvenlikçi politikalar hep masada olmaya devam edecektir.

Elbette ülke açısından daralan ekonomi ve bu kadar tantananın ortasında olup da faizin oluşturduğu ikilemi görmemek mümkün değil. Elbette iktidar açısından, faizin düşmesi ekonomideki canlanma açısından önemlidir. Elbette tüketimi, dolayısıyla tüketimle doğacak yatırımları artırmak, kolay borçlanma imkanı ile mümkün. Bu bakımından düşük faiz önem arz etmektedir.

Öbür taraftan dövizdeki yukarı yönlü hareketlenme, hem azalan döviz girişi hem de döviz çıkışına işaret etmektedir. Artan kur bir kere borcu olan için derttir, mal alan için derttir, finansman ihtiyacında para piyasalarındaki dalgalanmaları yüksek faizle aşarken derttir. Bu durumda faiz artışı kaçınılmazdır, dövizi içeride tutmanın başka bilinen kısa yolu yoktur. Bunu sadece faiz lobisi ile açıklamak da kolaycılık olacaktır. Ama etkisi de yok değildir. Ekonominin kendi kuralları, dövizi frenlemek adına “düşük kur için yüksek faiz” kuralını işletmektedir.

Amerikan seçimlerinde kazanan taraf TRUMP’ın da harcamacı söylemleri, ABD’nin dolar ihtiyacı anlamına gelmektedir. Bir nev’i yeni Keynesçilik yaklaşımı olan genişletici politikalar, ABD için de içinde bulunduğu krizden bir çıkış olarak düşünülmektedir. ABD’nin altyapıya yönelik harcama eğilimi ve sonrasında ortaya çıkacak finansman ihtiyacı bunun göstergesidir.
Ülkenin döviz ihtiyacı/ açığı varsa, dövize talep artmış ve bir miktar da ülkeden çıkış gözlemleniyorsa; ne kadar istenmeyen bir durum olsa da faiz silahını kullanmak “şart” olmaktadır. Bu sayede TL faizinin artması, Türkiye’ye döviz girişinin başlaması, döviz çıkışının yavaşlaması anlamına gelecektir.

Aslolan, bu kaynakların üretken alanlarda kullanılarak verimliliğin keşfedilmesi ve üreten ekonomiye geçişle ilgilidir.

4,895 total views, 6 views today

Bir Cevap Yazın