Güven Tazeleyip, Yürümek
3 Şubat 2018
300 Koyun Yerine BitCoin Verseler
22 Şubat 2018

Zamanın Ruhunu Anlamak

Anlatırlar da inanmazdım nev’inden bir olay: Padişah IV. Murat, Nef’i’nin “Siham-ı Kaza” adlı mecmuasını okurken fırtına çıkar. Öyle bir fırtına ki sarayın civarına bir yıldırım düşer. Bunu uğursuz sayan Sultan, mecmuayı yırtıp atar ve derhal Nef’inin getirilmesini ister. “Bir daha hiciv yazmayacaksın, söylemeyeceksin” diye emreder. Haliyle bu yıldırım olayı, Nef’i’nin padişahın gözünden düşmesine sebep olmuştur.

Bugün olsa gülüp geçilecek türden sayılabilecek bir hadise. Ancak bu olayda bile tarihin kendi şartları içinde değerlendirilmesini gerektiren birtakım hususlar var. Öngöremediği ve önleyemediği olaylarla ömür süren insanlık, kendi eliyle ürettiği felaketleri de yaşıyor. Bir yanda huzur ortamının tüketim çılgınlığı, öte  yanda terör ortamının barut kokusu insanları kendine çekmektedir. “Tüketiyorum o halde yaşıyorum!…”

Hayat, büyük bir tüketim karnavalı ile yürüyor. Tüketmek için üretim gerekmekte, üretim için kaynaklar kullanılmaktadır. Kaynaklar didiklenip çöpe dönüşürken, kullanılan ve tüketilen varlıklar başka bir atık sürecini başlatmaktadır. Sanki gizli bir dış ses, sürekli ”tüket, tüket!” ya da “harcamalısın!… Kazanıyorsun, öyleyse ne duruyorsun?” talimatı vermektedir. Asgari ücretli bir çalışan dahi, aldığı paranın son kuruşuna kadar harcamayı, kendisi için bir “yaşam belirtisi” olarak görmektedir.

“Harcıyorum o halde varım.”

Gelir dağılımı sanılanın ve bilinenin çok üzerinde bozulmuş. Dünyanın üçte birinin açlıkla boğuştuğu bir ortamda yüzbin kişinin serveti dünya varlıklarının yarısına ulaşmış durumdadır. Savaşların ve şirazesinden çıkmış bunca olayın temelinde, bahsi geçen açlığın ortadan kaldırılması konusu değil; o çok sınırlı sayıdaki azınlığın servetinin korunması  hususu vardır.  Savaşların ve  iç çatışmaların temeli, terörün ve tedhişin zirve yapmasının nedeni birilerinin zenginliğini korumak üzerine kurgulanmıştır. Elbette bunun için normal yolların dışında hiddet, şiddet, nefret gibi ne kadar istenmeyen öge varsa hepsi kullanılacaktır.

Son dönemde ortaya çıkan çatışmalar, görünürde etnik ve dini temelli olmakla beraber; zenginlerin lehine bir kavganın parçasıdır. Medeniyetler arası ve kutsal ittifaklar kuran, dinlerarası çatışmalar bitmiştir.  Artık savaş ve iç çatışma “medeniyetin kendi iç çatışması” haline dönüşmüş, dışarıdakiler ise taraflara destek olarak medeniyet içi savaşı körüklemektedir. Bu durum ne yazıktır ki uzun yıllar İslam coğrafyasını bir savaş alanına çevirmiştir. Bu savaş halen devam etmekte ve yakın gelecekte de çok canlar alacak kadar da dehşetini sürdürmektedir. Savaşın yaralarının sarılması, yıkıntılarının kaldırılmasına  ise gelinmedi daha.

İslam dünyasının Anti-emperyalist, anti-komunist, anti-siyonist söylemleri dahi yoktur artık. İç çatışmalar ve mezhep kavgalarının pençesinde “kanını kuruturcasına” kendi kendini yok etmektedir. Kısmen 1980’lere kadar dile getirilen ideolojik söylemler, yerini radikal dinci- selefi  veya etnik olgular ve söylemlere bırakmıştır. Özellikle  Türkiye’nin güneyinde ortaya çıkan istikrarsızlıkta radikal dini gruplar, Marksistler, etnik Kürtçü yapılar bir diğeriyle halvet olabilmekte ve işbirliğine gidebilmektedir. Buradaki işbirliği, güçlü merkezi otoritenin yıkılmasına yönelik bir işbirliğinin sonucu olarak algılansa da ana birleştirici unsur “iktidar” olarak öne çıkmıştır.  Düşman kardeşler işbirliğinin ilk temel gerekçesi, iktidarı ele geçirmektir. İktidarı kazandıktan sonra korumak için her yol, mübah hale gelmektedir. Sonuçta iktidarı yıkmak için oluşturulan omurgasız işbirlikleri; devamında iktidarı korumak için ne gerekirse yapmaya dönmektedir.

Nef’i ile başlamıştık. Padişah IV. Murat, dergiyi okurken başlayan fırtınayı ve düşen yıldırımı Nef’i tarafından çıkarılan o dönemin hiciv mecmuası Siham-ı Kaza‘ya bağlamıştı. Nihayetinde şairi hiciv yazmaktan men etmiş,  hatta idamına kadar varan olayların gelişimi de böyle oluşmuştu. Yönetilen ve yönetilemeyen olgular için bir sebep aranmakta, bulunan muhtemel suçlunun katline ferman çıkabilmektedir.  Şair de zindanda geçen günlerde uslu durmamış, bir şiirinde geçen “Nef’i diliyle uğradı Hakk’ın belâsına” mısrasını teyid edecek şekilde davranmıştır. Öyle ki affını isteyen bir belge yazmakta olan o dönemin siyahi memuru, sayfaya mürekkebi damlatınca  “Mübarek teriniz damladı efendim”  diyecek kadar da fütursuzdur.
Şu kısa tarihi olay, tek kişinin bile davranışlarının yönetilmesinin güçlüğüne dair önemli mesajlar içermektedir. Bugün tartışılan devletler, yöneticiler, gruplar, masumlar ve teröristler vs vs her biri kırk türlü denklemin birer parçasıdır. Yönetilememektedir…

4,226 total views, 5 views today

Bir Cevap Yazın