Asya Rönesansı
4 Nisan 2025
CDS’ler Düşer mi? – Tehlikeli Gri Liste-
5 Nisan 2025

Gelmez!..  Godot’u bekler gibi IMF yolu gözlemeye de lüzum yok!.. Ama  bir yandan IMF programını aratmayacak para politikası ağırlıklı bir programdan geçiyoruz.  Hükümetin önünde  bir seçim yok!.. Ülkenin gündemi de seçim yönlü değil.  O halde siyasi iktidarın kendi politikalarını rahatlıkla uygulayabileceği bir dönemdeyiz. Politikaların hedefi belli: Yüksek enflasyon!..

Seçim dönemlerinin tipik söylemlerinden olan “… Asgari ücretliye bu kadar, memura – emekliye şu kadar…” diye başlayan “verme üzerine kurgulanmış” popülist söylemler ekonomideki her şeyi altüst etmektedir. O acı tecrübelerden bir kere daha geçtik ve yine geldik, kemerin son deliğinin arandığı günlere… Dünyanın her hali gelip Türkiye ekonomisinde bir karşılık bulmaktadır.

Ekonominin son verdiği tepki, bir sinema salonundaki seyirci davranışlarına benzemektedir. Öndeki bir grup ayağa kalkmış; son tahlilde bütün salon ayaklanmıştır. Artık kimisi duvara çıkmış, kimisi yanındakinin sırtına basmış, öteki başkasının omuzuna çıkmıştır.  Bu bir davranış bozukluğudur. Bir fiyat artışı hemen her şeyi tetikleyebilmektedir. Enflasyonist dönemin fiyat belirsizliğinden kolayca yararlanabilen fırsatçılar, kontrolsüzce zam düğmesine basabilmektedir. Asgari ücret açıklanalı daha bir hafta olmadan, bazı açgözlüler zammın %10 ile 15’ini geri almamışlar mıydı?

Ekonominin dengeleri şaşmıştır. Normalden uzaklaşılmıştır. Herkes kendi bildiğince ya da kendi meşrebince sahneye hakim olmak isterse bunun anlaşılır ve açıklanır yanı kalmayacaktır.  Şimdi anlık fiyat artışları da sorgulanmayınca “hangi fiyat değişikliği oldu da fiyatlar hareketlendi?” diye sormak gerek.  Tamam!… Yılbaşından beri dolar şuradan şuraya geldi… Üstelik petrol gibi en temel girdilerden birisi yılbaşında 85 dolar iken şimdi 65 dolara kadar gerilemişken maliyetlerdeki bu olumlu seyrin imkanlarından yararlanmak gerek. Mesela sadece yem fiyatlarındaki artış dahi süt ve peynir fiyatlarını tetikleyebilmektedir.

Türkiye bugünlere gelirken, hep “kırılgan beşli” içinde sayıldı… Kırılgan beşli Brezilya, Endonezya, Hindistan, Güney Afrika ve Türkiye.  Morgan Stanley’in cari açık ve enflasyon oranları bakımından yüksek bulduğu, dış yatırımlara fazlasıyla muhtaç olan bu beş ülke ne zamana kadar kırılgan olmaya devam edecek? Haliyle bu ülkelerin para birimleri, doların dalgalanmasından fazlasıyla etkilenmektedir.

İstihdam maliyetleri de artarsa ki artacak;  yabancı sermaye ve şirketlerin ilgisi de azalacaktır. Bunun emek düşmanlığı, sermaye dostluğu ile alakası yoktur.  Ortalama işçilik ücretlerine göre dünyada ekonomilerin hangi süreçlerde olduğunu görmek mümkündür. işçilik ücretleri düştükçe tarım gibi fazlasıyla emek yoğun sektörler öne çıkmaktadır. Sonrasında tekstil ve hafif sanayi… böyle böyle dijital çağın gerektirdiği teknolojik atılıma uygun meslekler ve ücretler gündeme gelmektedir. Bunun farkında olmayan ekonomilerin yüksek ücret ve düşük teknoloji seviyeleri pek de tercih edilir bir durum değildir.

Böylece yatırımlar düşer,  ihracat ve ekonomik büyüme yavaşlar. Ülkeler de kendileri bu girdaptan çıkmaya çalışır. Gerek rezerv seviyesi, gerek yabancı ilgisi, gerek makro göstergeleri zaten o ülke ekonomisinin durumu hakkında bilgi verecektir.  Herhangi bir dengesizlik ya da sorun kısa sürede ortaya çıkacaktır.

IMF aynı IMF… Sürekli rapor hazırlamakta ve veri güncellemesi yapmaktadır. Ama IMF, kendine üye ülkeleri de sürekli gözetim ve denetim altında tuttuğundan, yıllık takipleri olduğundan daha hızlı uyarı yapabilmektedir.  Üyelik yükümlülükleri kapsamında ilgili ülkelere sürekli ve düzenli yıllık gözlem gerçekleştirir; gelirler, giderler… Açıklama ve rapor isterler… Özelikle 1998 Asya krizi sonrası aşırı derecede tenkide uğrayan  IMF’nin, işi sıkı tuttuğu bile söylenebilir. Türkiye  gibi bazı ülkeler daha hassas izleme sürecindedir. Bu yüzden izleme programları biraz daha özellik arz edebilir. Bir sorun varsa da erken teşhis konulabilir.

Bir kaç öncü gösterge IMF’nin radarındadır: “Büyüme, cari açık, merkez bankası rezervi, dış borç rasyosu, enflasyon ve bütçe açıkları vs…” Haliyle bu verilerin sağlıklı olması herkesin yararınadır. Dış yatırımcı ve kreditörler için de bu veriler hayati nitelik arz etmektedir.

IMF teknik ekibi, meşhur IV. Madde kapsamında yıl sonuna doğru gelir… genel bir durum değerlendirmesi yapılır.  Malum IV. madde  konsültasyonu denen bu durum 2024’te, IMF heyetiyle, “otelde gizli görüşme” olarak manşetlere taşınmıştı.  Üstelik sadece iktidar mensubu vekiller ve ekonomi yönetimi ile değil; muhalefet milletvekilleri ile görüşmeler sağlanmıştı. Bu ziyaret aynı zamanda son ekonomik gelişmeler, makro ekonomik görünüm ve makro mali politikalar hakkında görüş alışverişinde bulunmak için bir fırsat sayılır.

Biz de ülke olarak kendimizi değerlendirirsek;

  1. Türkiye ateşe elini uzattı: 29 Mart 2024’te  -65 milyar dolar olan TCMB rezervini  2 ay içinde 80 milyar kaynak bularak artıya çevirdi.  Bu durum aynı zamanda hükümetin güvenilirliği ile alakalıdır. (İktidar açısından, IMF’den daha az sıkıntılı bir yol olarak kabul edilebilir.)
  2. Uygulanan program acı reçete gibi… Orta Vadeli Program (OVP) de sıkı bir program. IMF olsa önce döviz kurunda düzeltme yapardı. Maaşlar sabitlenir, sonrası malum: ithalat iyiden azalır, ihracat artar… Dövizdeki düzeltme geçici bir zaman kazandırma olur.  Ancak IMF ile başlayan her şey bu güne kadar çekilenlerin çöp olması demektir. Asgari iki yıl daha beklenir. Böyle bir paketi göğüsleyebilecek siyasi iktidarı bulmak kolay değildir.
  3. Türkiye böyle bir IMF programı için başlangıçta, en az 50 Milyar dolar temin etmelidir. IMF’nin Türkiye konusunda böyle bir yük altına girmesi kolay değil; çünkü 2001’de olduğu gibi ipoteklenecek yer/kurum/tesis yoktur.  Bu parayı bir kalemde verecek IMF de yoktur!.. Hatırlanacağı üzere Kemal Derviş’in IMF’den ek kaynak için görüşmeye gittiği ABD’de, Amerikan Hazine Bakanı P. O’Neill, Derviş’in fikrini de zikrini de kabul etmemiş ve  “Veremeyiz, Sayın Derviş!.. ABD vergi mükelleflerine karşı sorumluyuz.”  diyerek reddetmişti.  Kısaca IMF kredisinin garantisi de yoktur.
  4. IMF ile böyle bir anlaşma sadece ekonomik olmayacaktır: Siyasi sonuçları olan bu anlaşmayı da bugünkü iktidar kabul etmeyecektir. Dolayısıyla IMF  konusu bize hala uzak duruyor.
  5. 2023 Programı Sonrası Gelişmelere  bakıldığında, IMF programı olmadan bir IMF programı, kaynak düşük kur yüksek faizle finans piyasalarından ve özerk bir ekonomi yönetimi ile yürümektedir. Kırılgan beşliler ve jeopolitik gerilimlere yenik düşen pek çok ülke gibi Türkiye de zaman zaman IMF’nin desteğine ihtiyaç duyabilir; ancak mevcut hükümetin dış politika duruşu gereği bunu doğrudan kabul etmemesi veya başka çözümlere odaklanması muhtemeldir.

Loading

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir