Petrol Fiyatları Bir Fırsat Olur mu?
25 Nisan 2020
Corona Rüzgarı Ekonomide Sert Esiyor
3 Mayıs 2020

Eskiden beridir refah ya da zenginliğin adaletli ve dengeli dağılımından söz edemeyiz. Zamanında toprak sahiplerinin, ağaların, beylerin tasarrufunda olan araziler ve mülkler şimdilerde sermaye sahipleri tarafından parsellenmiş durumdadır. Zaman geçtikçe ortaya çıkan örgütlenmeler, toprak sahibi feodallerin ortak hareket etmesine yol açmıştır. Tersine bir durum olarak çalışanlar hatta köleler bile örgütlenmeyi tercih etmiştir.  Bu örgütlü yapıların dengelenmeye katkısı şüphesizdir.

Avrupa feodallerinin, İngiltere Kralı Yurtsuz John’un yetkilerini sınırladığı Magna Carta (Büyük Ferman) kralın da uygulamalarını sınırlandıran bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile kral Yurtsuz John, gücünden ve yetkilerinden feragat etmiş, kendi keyfi uygulamalarına karşı hukukun üstünlüğünü 1215’te imzaladığı bu anlaşma ile kabul etmiştir. Mutlak güç ve otoriteye karşı verilen mücadelelerin benzer bir durumunu, kıta Avrupası’ndaki pek çok ülkenin oluşumunda da görmek mümkündür.

Sanayi devrimlerine kadar devam eden güç mücadelesi sorun çözümü olarak savaşları görmüştür. Savaşların da nükleere doğru değişmesi, bu seçeneğin de tercih edilmesini engellemektedir. Bu durumda insanlık, sanayi devrimleri ve şehirleşme ile demokratik yapılara doğru evrilmiştir. Bu sayede biraz daha toplumsal refah artmıştır. Bireysel refah artışı tüketimin de artmasına sebep olmuştur.

Hal böyle olunca demokratik toplumlar, kendi siyasi kavgaları ile uğraşırken bürokrasi ve sosyal devlet uygulamaları devletin de yükünü artırmıştır. Ancak sermaye, her zamanki gibi kendi çıkış yolunu yine bulmuş ve kazanmaya devam etmiştir. Bankaların gelişmesi, krediler ile borçlandırma bu dönemin bir ürünüdür. Sonuçta besili kediler şişmanlamaya ve arsızlaşmaya devam etmektedir. Birbirleriyle yarış halindeki bireyler için ise borçlanmanın kapıları ardına kadar açılmış vaziyettedir. Şimdi bütün mesele, bireylerdeki borçlanma ve kredi kartları ile gelişen harcama miktarının  zenginleri ne derece memnun edeceği sorunudur.  

Savaşlar, doğal afetler, krizler salgın hastalıkların her birisi aslında “düzene çeki-düzen” kabilindendir. İnsanlığın kendi içine çekildiği, üretim fazlasının tüketilemediği; üretimin azalıp enerji ve petrol gibi hammadde talebinin kısıtlandığı bir dönemden geçilmektedir. Tabii olarak talep düşmesi fiyatları düşürecektir. Bunun ilk göstergesi petrol fiyatlarının 30 dolar/varil seviyelerine inmesi ile görülmüştür.  Covid-19 sebebiyle boşalan sokaklar, eğlence mekanları, işyerleri ve toplu yaşanan alanları tüketimin hız kesmesinde etkilidir. Bundan sonrası en az hasarla, hayatın normal akışının yeniden başlatılmasıdır.

Coronavirüs, Çin’den dünyaya yayıldı. 3300 kişi Çin’de bu virüsten ölmüş bulunmaktadır. Sadece ABD 50 bin kişiyi aşmıştır. Çin’in aldığı önlemlerin kameralara yansıyanlarını ekranlarda gördük. Özellikle İtalya’da merdivenaltı üretimde çalıştırılan, ucuz işgücü Çin’lilerin, yılbaşı tatili için ülkelerine gidip gelmesi virüsün İtalya’da yayılmasında etkili olmuştur.

Felaket ve panik hali, virüsün kendisinden daha tehlikelidir. Dünya algılarla yönetilmeye hazır hale gelmiştir. Virüsten en çok korkanlar varlıklı, eğitimli, şehirli, genç nüfustur. Korkutulmuş bir toplumu komutlara hazır hale getirmek kolaylaşmaktadır.  Kontrollü topluma geçiş açısından, toplum mühendisleri için,  bu tür salgın hastalıklar bir fırsat olabilir. Buna prim verilmemelidir.

Belli başlı Avrupa ülkelerini kasıp kavuran bu salgının aşılması için daha fazla sağduyu yeterlidir. Sağlık Bakanlığı’nın kararlı ve bilinçli uygulamaları takdire şayandır. Panik ortamından, korkulardan beslenen bir kitle her yerde, her zaman olabilir. Fırsatçılar olabilir. Sonuçta bu da geçecektir…

 7,968 total views,  3 views today

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.