Ekonomide Çok Kışlar Gördük
21 Aralık 2016
Doğrudan Saldırının Hedefi Olmak
17 Ocak 2017

Işık Neredeyse Öte Yan Karanlık

İnanılır gibi değil, içeride hayat kendi akışında devam ediyor. Dünyada olup biten herşey haberlerde. O neyi gösterirse ne söylerse o. Bir de “sosyal” alem var ki, tam bir alem. Dünyada olup bitenlerin bir kapısı da o, ancak nereye açıldığı şüpheli…
Meclis gündemine bütçe geliyor, bütçe dışında herşey konuşuluyor. Anayasa maddeleri ile ilgili görüşmeler var, Anayasanın “A”sına yer vermeden hatipler saatlerce konuşuyor. Salona bakınca “eksik olmasın Meclis TV, herkese bulunduğu yerden hizmet veriyor.” diyorum. Kimsecikler birbirini dinleme gereği duymuyor anlaşılan.
Öte yanda sosyal ve reel medya üzerinden bir “afazi” sorunu var ki… anlamaya anlatmaya bu sütunlar yetmez. Kalem erbabı, paylaşım üstadı onca zevat söyleneni mi anlamıyor, yazdığını mı okumuyor!.. Orası ayrı bir muamma.
Güneyimizde konuşlanmış yıkım ve ölümlerle gerçek, varlığı ile tam bir hayalet terör var. Güne PKK, PYD olarak başlayıp, ÖSO – Nusra olarak bitiren; hatta bir ara DEAŞ bile olabilen oynak zeminli bir terör. Say ki bir taşeron, herkese vaziyete göre hizmet verebilecek bir terör. Bu arada Türkiye, yanıbaşındaki yangını hem durdurmaya, hem söndürmeye hem de kendisine sıçramasını önlemeye çalışıyor. Bir beka sorununun parçası olmuş durumda. Elbette burada kü-yerel FETÖ’yü zikretmemek olmaz. Kim sipariş verir, kimden vekalet alınırsa “her türlü servis itina ile yapılır”
Bu kadar çeşitlilik bir Pazar yeri sanki. Terör örgütleri her türlü yeteneklerini sergileyerek mallarını satışa sunmuş; müşterisi hem diğer terör örgütleri, hem ülkeler, hem de gizli servisler… Mağdur ve mazlum bunca bölge halkı kadar, batıdan okyanus ötesine uzanan eylemlerden etkilenen diğer ülke vatandaşları.
Sınırlar önemini kaybetti: demografi değişti… yeni günde “egemenlik alanı topraklar” önem kazandı. Suriye ve Irak deyince, her masaya oturuşta temsil edilen halk kadar, ne kadarlık bir alanda hakimiyet olduğu tartışılır oldu. Kilometrekarelerin büyüklüğü, insanların hayatının önüne geçmiş durumda.
Mültecileri konuşmaz olduk artık. Gerçek şu ki onlar, hayatımızın bir parçası, insanız sonuçta. Türkiye için terör ve ülkesine sıçrama ihtimali olan çatışma alanı kadar başka bir gerçek var ki, o da şehitler… Acaba Türkiye, şehit sayısı hangi rakama ulaşırsa tavır ve tutum değiştirecek? Hangi eylemden sonra “varın ne haliniz varsa görün!” deyip kendi kabuğuna çekilecek? diyecek mi, der mi? Hedeflenen bu, istenen bu:  Türkiye 100 yıl önceki Türkiye olsun. Sessiz, ilgisiz ve çaresiz…  Baskı, şiddet ve terör, hangisiyle vazgeçirmek mümkün olacaksa ona sarılıyorlar. Elbette bu uygulamaların dış politikada yalnızlaştırma, güvensiz ülke haline getirme ve itibarsızlaştırma ile yakın ilgisi var. Hatta sınırdaki Patriotların çekilmesi bile bu açığa vurulan niyetin, eyleme dökülmüş halidir.
Dışarıda Fırat Kalkanı, içeride her an fırsat kollayan sinsi terör ve nihai olarak halkı canından bezdirecek ekonomik terörün amacı ortaklaşmıştır. Şimdi Türkiye için, hedef ülke olmanın maliyeti ve cephelerinin çeşitliliği daha iyi anlaşılacaktır.
Rusya, İran ve Türkiye Suriye konusunda çalışma yapıyor; ABD kendisinin de görülmesini ve ihmal edilmemesini istiyor. Oyuncular varlıklarını kanıtlamak için kendi güçlerini kullanmak kadar  “vekilleri vasıtasıyla” olmayacak operasyonlarda yer alabiliyor. “İngilizsiz olmaz” dediğimiz, yerleşik eski bilgilerimize ters, Ortadoğu sınırları konusunda ABD, İngiliz ve Fransız diplomasisi geri plana itilmiş görünüyor. Türkiye her ne kadar oyunun içinde var olsa da bir şekilde birilerinin ayağına dolandığı bir gerçek. Bu yüzden nerede etkinliği arttıysa tam tersi istikamette ters bir oyalama ile engellenmeye çalışılmaktadır.
Bu oyalamalar o kadar çok ve çeşitli ki bazen bir ses bombası, bazen bir partiye yoldan geçen bir araçtan sıkılan üç mermi; ya da infial bir eylem; canlı bomba – çok şehit veya büyük ses getirecek, infial oluşturacak ne ise o…
Bu arada ekonomi cephesinden de dalgalanmalar bitmek bilmez.
Faiz – Kur sarmalına “refahsız” büyümenin girmesi, işsizlik alarmları ve mültecilerin insani sorunları da girdiğinde, çalışan motoru tamir etmeye çalışmak kadar zor bir işlev üstlenilmektedir.
Türkiye ayrışmaya karşı net bir duruş sergilemekte ve kesin bir tavırla üniter yapıya müdahaleyi reddetmektedir. Her ne kadar olmadık zamanlarda yükselen çatlak sesler olsa bile, bunlar itibar görmeyecek, kaybolup gidecektir.
İyi günde kötü günde bir olmamız, sevinçte ve kederde kucaklaşmamız bizi millet yapar.

Aslolan budur: Bir olabilmek, bir kalabilmek

4,123 total views, 4 views today

Bir Cevap Yazın