Ülkelerin Şirketlerinden Şirketlerin Ülkelerine
25 Kasım 2016
Türkiye’nin Kur ve Faiz ile İmtihanı
28 Kasım 2016

Türkiye’nin AB Sorunu Değil, Avrupa’nın Türkiye Sorunu Vardır

AB’nin tam üyelik konusunda, 1959 yılından bu yana top çevirme taktiği, Türkiye açısından bardağı taşıran son damla olmuştur. Evet, dış ticaretin yarısı AB ülkeleri ile, gelen turistin 25 milyonu Avrupa’dan; çok Avrupa ülkesi nüfusundan daha fazla yurtdışında yaşayan vatandaşımız var. Ancak hala bu kadar pürüz de çok akıl alır gibi değil. Bir türlü açılamayan ve açıldığında da kapanmak bilmeyen fasılların varlığı, Ülkelerindeki Türk vatandaşları ile ilgili sorunlarda çifte standart içeren davranışlar, Güney sınırlarımızda sorun yaşadığımız zaman Almanların patriot bataryalarını derhal çekivermesi, Türkiye’nin kendisi açısından tehdit olarak gördüğü kişilere kucak açması, özellikle PKK kaynaklı eylemlere göz yumması; mülteciler konusunda bir türlü yerine getirilmeyen vaadler ve zulmün aşikar olduğu gerçek insani dramlar, ilişkilerde son döneme damgasını vuran en önemli gelişmelerdir.

Okurken yorulduğumuz bu olayların ASALA’dan beri devam  eden geçmişi, diplomatlarımızın seri katiller tarafından katledilişi ve AB ülkelerinin o gün de bu terör olaylarına kucak açışının hafızalardaki izleri henüz silinmemişken, bugün PKK terörü… Dün ASALA için Fransa, bugün Alman ve Belçika mahkemelerinin teröristperest tutumu. Kıbrıs konusundaki Avrupa aymazlığı ve duyarsızlığı, 1974 Kıbrıs barış harekatına neden olmuş ve sonuçta faturası yine Türkiye’ye kesilmiştir. Haliyle krize dönüşen bu gelişmeler, yılların çilesini katmerlemiştir. AB  konusu bu haliyle, halk vicdanında sabit bir tepkiye dönüşmekte, iç politika açısından siyasetçinin de gündeminde  yer almaktadır. Dolayısıyla AB fikrinin anketlerde azalan sempati eğiliminin temeli bu ikircikli ilişkilere dayanmaktadır.  Konunun AB cephesindeki Copenhag kriterleri, muhatap ile rol değişimini gerektiren hususlar içermektedir. AB’nin kendi söylemleri dışında yeni bir söz duymaya tahammülü yok gibidir.

AB’yi, Türkiye’nin stratejik ortaklıkları ya da işbirlikleri noktasında değerlendiren stratejist Oğuzhan Ergün “güçlü ile yapılan ittifakları dikkat çekici” bulmaktadır. Bu yüzden ittifak edilenin Rusya, ABD veya AB olması ile ittifak önem arzetmektedir. Türkiye’nin tarihten gelen sorumlulukları ve aşina olduğu coğrafya, ülke yönetimi açısından karar alıp vermede farklılıklar üretmesinin en önemli sebebidir. Rahmetli Turgut Özal ömrünün son demine kadar Türki Cumhuriyetler ziyaretlerini aksatmamıştır. O coğrafyanın Türkiye’yi çağırdığından mıdır bilinmez, o tarafa ilgisi sürekli devam etmiştir.

Son olarak Shanghay Beşlisi ve Özbekistan’ın dahil olduğu ülkeler topluluğu ile sağlanan sıcak temas, Türkiye için yeni ve önemli bir kapı olmaya namzet durumdadır. Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlardan birisi olan enerji bağımlılığından kaynaklanan cari açık sorunu bu ilişkilerin önemli “duygusal” nedenlerindendir. Enflasyonun da, kurun da, faizin de derdinin devası bu enerji bağımlılığını çözmekten geçmektedir. Petrolün yeniden 100 dolar seviyelerine yükseldiği bir durumda cari açığın ekonomi üzerindeki baskısı, yönetilemez durumlara gidebilir. Bugün dert etmediğimiz sorunun geleceğini de hesap etmek gerekmektedir. Shanghay işbirliği grubu enerji konusunda Türkiye için farklı çözümler üretebilen bir yapıya sahiptir. Türkiye’nin bu kapıya yönelmesinin ardında yatan nedenleri biraz da bu açıdan değerlendirmekte fayda bulunmaktadır.

3,209 total views, 1 views today

Bir Cevap Yazın