KÜRESEL BARIŞ ENDEKSİ
21 Haziran 2016
TÜRK İŞÇİLER ALMANYA’DA: 55 YILLIK NOSTALJİ
30 Haziran 2016

ÜNİVERSİTEYE GİRMEK Mİ ZOR, BİTİRİP GİTMEK Mİ?

Bir Ülke düşünün ki iki milyonu aşkın öğrenci üniversite sınavına girsin, bu sayının da sadece sekiz yüz bin kişisi yerleşsin… geri kalanlarına “doldu” densin ve bu 18 yaşında genç, zımba gibi “ümitler” ömürlerinin en güzel bir yılını bu bekleme süresi olarak geçirsinler… kolay değil !… Ardından gelen zorlu yıllar ve işe başlama süreci. O sınav bu tercih derken hayata tutunma yılları…
Üniversiteye yerleşmek böyle bir şey işte. Dünyada da eğitimin bir karşılığının ve değerinin olduğu dönemlerdeyiz. Toplumsal iş bölümü ile üretebildiğimiz değeri, ortalama eğitim seviyesini yükselterek arttırmak istiyoruz
Mesela ülkemizde çalışan 25,5 milyon kişinin eğitim düzeyi şöyle;
Yarısı okuma yazma bilmeyen 2,5 milyon kişi var. 12 milyon kadar da ilköğretim seviyesinde eğitimi olan kişiler. Durum bir ortalama dağılım eğrisi yardımıyla değerlendirildiğinde bir uçta 15 milyon kişi bulunmakta, diğer ucu temsil eden yüksek okullu grubunda ise sadece 5 milyon kişi yer almaktadır. Bu dengesizlik, üretim yöntemleri ve üründen, üretilen mal ve hizmetlerin miktar ve niteliğine kadar pek çok şeyi etkilemektedir.
Türkiye’de özellikle 1990’lı yılların başından itibaren üniversite sayısında artış yaşanmıştır. Bu durum üniversite eğitimini talep eden öğrenci sayısını da arttırmıştır. Herkesin üniversite eğitimi alma talebi kolaylaşmıştır. 1992’de 19 olan üniversite sayısı bugün 193’e ulaşmıştır. Hal böyle olunca üniversite ve üniversite eğitimi “ulaşılır” olmuştur. Herkesin evinin karşısında ya da mahallesinde olmasa da bulunduğu kentte, mutlaka bir üniversite veya bir fakülte, ya da yüksekokul bulunmaktadır. Küçük şehirler için bu kurumlar kirası, cafesi, fotokopi ve restaurantlarıyla öğrenciler, bu şehirlerin gelir kapısıdır. Şehri değiştiren ve dönüştüren bir aktördür.
Üniversite tercihi 2011’de YGS’ye giren sayısı itibariyle 1.711.254’tür. bu rakam 2016’da 2.255.386’ya ulaşmıştır. Beş yılda üniversite talebi %32 oranında artmıştır. Ne yazık ki kontenjanlar aynı ölçüde artmamaktadır. Üniversiteye yerleşecek kontenjan sayısı bu sene itibariyle 803 bin kişidir. Ne hazindir ki, Üniversite talebindeki bu gelişmeye rağmen Türk halkının ortalama eğitim seviyesi 7 yılı aşamamaktadır.
Kazanamayanlara gelince… öyle dizini kırıp uslu uslu oturma devri geçmiş. Üniversite eğitimi için ülkesini terk eden sayısı her geçen gün artmaktadır. Batı ülkelerine gidenler bir yana; başta KKTC olmak üzere, Azerbaycan’dan Bosna’ya, Arnavutluk’tan Ukrayna’ya, Kırgızistan’a hatta Çin’e kadar Türk öğrencileri görmek mümkündür. Bir de Robert Kolej, Saint Michel Lisesi, Notre Dame De Sion Lisesi gibi seçme okullar var ki bu okulların mezunlarının yarıya yakını, üniversite tercihini yurt dışı okullardan yapmaktadır. Bunun bir beyin göçü olma ihtimalini ihmal etmemek gerekmektedir.
Sonuçta yüksek öğretime olan talep hala canlıdır ve “işsizlik” gibi moral bozucu bir durum olmasına rağmen hala eritilememektedir. Kızlardan da yüksek öğretime olan talep yükselme eğilimindedir. %30’lar düzeyindeki kız ve erkek öğrenci arasındaki denge, yarı yarıya noktasına doğru gelişmektedir.
Türkiye’yi dönüştürecek olan eğitimdir. Bilgi sosyal bir sermayedir. Eğitim düzeyinin artması pek çok olumlu dışsallığı da tetikleyebilecek niteliktedir. Gelecek dönemde eğitimde uzmanlaşma ve kalite konularına odaklanmak kalkınma süreci açısından da önemli görülmektedir.
Ancak ihmal edilmemesi gereken bir gerçek var ki, o da bir üniversitenin sadece binalardan ibaret olmadığıdır. Fiziki şartların oluşturulması ve mevcudun iyileştirilmesi şarttır, ama asıl mesele dönüp dolaşır insana gelir, personele gelir… Önemli olan moraldir, motivasyondur. Üniversiteler “ruhunu kaybetmemelidir”. Toplumun hala en güvenilir kurumları arasında yer alan bu kurumlar için her türlü uygulama “hava” gibidir. Nasıl ki “hava bozduğunda” canlılar açısından hiçbir şey olmuyorsa; üniversiteler için de “üretken iklim” korunmalıdır.

1,797 total views, 1 views today

Bir Cevap Yazın