Gazali: Paranın Ahlâkı İçin

Günümüz küresel finans sistemi; derinleşen gelir adaletsizliği, kontrolsüz spekülasyonlar ve yapay enflasyonist baskılarla büyük bir tıkanma yaşamaktadır. 11. yüzyıl İslam Altın Çağı’nın en büyük dehalarından biri olan İmam Gazâlî’nin (1058–1111) ekonomi, para ve ahlak üzerine görüşlerini masaya yatırıyor.

Paranın gücüne karşı bin yıl öteden bir uyarı gelsin: Gazâlî’den bahsediyorum: Onun adından söz edilince akla, önce “İhya” sonra “Kimya” gelir. Onun düşünce dünyası, yalnızca fıkıh ve kelam alanında değil, ekonomi ve ahlak ilişkisini kavramada da derin izler bırakmıştır. Bugünün tanrılaştırılan metalarından olan para konusu onun da gündemindedir. Özellikle Gazâlî’nin İhyâ-ü Ulûmi’d-Dîn adlı eserinin “Kazanç ve geçim – ticaret ve ahlak” (Kitabü Âdâbi’l-Kesb ve’l-Maâş) ile ilgili bölümleri para konusundaki fikirlerine yer vermektedir.

Kısa notlarla hatırlatmalar yapalım:

  1. Paranın Doğası: Amaç değil, araçtır.

Gazâlî, lüks tüketim ve ahlaki erozyonun baş gösterdiği bir dönemde ekonomi, salt bir matematik olmaktan çıkar, bir “ruhsal olgunluk” meselesine dönüşür demektedir.

Gazâlî’ye göre para, kendi başına bir değer taşımaz; onun değeri, toplum içindeki işlevinden doğar. Altın ve gümüşün kıymeti, yalnızca metalik özelliklerinden değil, insanlar arasındaki güven ve kabulden kaynaklanır. Bu noktada Gazâlî, parayı bir “ayna”ya benzetir: kendi başına ışık üretmez, fakat kendine olan “güven”den kaynaklanan değeri yansıtır. “… Altın ve gümüş, kendi kendilerine hiçbir faydası olmayan iki madendir. Onlar, diğer malların değerini ölçmek için Allah tarafından birer hakem ve ölçü olarak yaratılmıştır…” tespiti bunu doğrulamaktadır. Modern ekonomi teorilerindeki “para bir değişim aracıdır” yaklaşımı ile Gazâlî’nin bu değişim için gerekli olan şartları da açıklaması önemlidir. Sonuçta, paranın bir işi ve işlevi var. Onun bu işlevi ya da görevi yerine getirmesi beklenir.

  1. “Ölü Para” ve bazı ellerde toplanan servetin devletleşmesi.

Gazâlî en çok paranın dolaşımdan çekilmesine takmış durumdadır. Stoklamak, saklamak ve  servet biriktirme davranışının ekonomik düzeni bozduğunu söylemektedir. Ona göre para, “tıpkı kan gibi” dolaşımda olmalıdır; aksi halde toplumun iktisadi hayatı felce uğrar. Dolaşıma girmeyen, yastık altında veya finansal elitlerin elinde bloke edilen servet, toplumun kan dolaşımını tıkayan bir pıhtıya benzetiliyor. Bu durum, modern makroekonomideki sermaye birikimi ve likidite tuzağı eleştirileriyle doğrudan örtüşmektedir. Mallar ile para arasında bir denge oluşarak fiyatlama gerçekleşir. Bir kısım paranın piyasadan çekilmesi dolaşımda olan kanın azalması ile benzer etki oluşturur.

Gazâlî, modern servet eşitsizliği ve sermaye birikimi tartışmalarına paralel bir değerlendirme yapar. Ekonomik bir sorunun arka planında ahlaki bir yozlaşma da yer alabilir. Bu en çok stoklanan mal ve para için görülür: biriktirilen para, topluma fayda sağlamazsa sahibini de yozlaştırır. Üretime ve istihdama katkısı olmayan bir varlık olarak sermayenin bir “ölü değer” haline gelmesi de böyledir.

  1. Spekülasyon ve Krizden Kâr

Gazâlî için ticarette hile, fiyat manipülasyonu ve yapay kıtlık oluşturma davranışları da piyasa dengesini bozucu bir durumdur. Ona göre bu tür bir kazanç, “emeksiz bir kâr”dır ve haliyle toplumsal güveni de yok eder. Bunu bugün modern teoride “moral hazard” veya  “bilgi asimetrisi” deyip Nobel Ödülü bile verebilmekteyiz (G. Akerlof 2001).  Gazâlî’nin bu bakış açısı, piyasanın yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki bir düzen olduğuna vurgu yapmaktadır. Bunun bugüne uyarlanmış hali “Krizi fırsata çevirmeye çalışan tüccar” davranışıdır. Bu durum toplumun yaralarını derinleştirmektedir. Onun yaklaşımı piyasanın bir tür görünmez elinden ziyade, piyasanın “ahlakî  vicdanını üstün tutan” bir düşünceyi öne çıkarmaktadır.

  1. Güven ve Piyasa Etiği

Gazâlî’nin ekonomi yaklaşımının temeli “güven”e dayanmaktadır. Güven onun için bir üretim faktörü değerindedir. Yalan, hile-hurda, eksik ölçüm ve kusur gizleme gibi davranışlar piyasa işleyişine büyük zarar verir. Bu durum, modern ekonomi için “bilgi asimetrisi”nin yol açtığı sorunlarla birebir örtüşür. Onun etik tasarımı, tamamen şeffaflık ve dürüstlük üzerine kuruludur.  Gazâlî için ticaret, “mal bir yana – para bir yana” davranışını aşmaktadır. Böylece ticaret yalnızca mal ve para değişimi değil, aynı zamanda ahlaki bir sözleşmedir. Adeta satıcıya, mal ve hizmetin faydası tüketilene kadar sorumluluk yüklemektedir.

  1. Devlet ve Para Politikası

Gazâlî için para, “neyse o” kadar net bir durumdur. Kral ve hükümdarların parayı devalüe etmesini, altın ve gümüş karıştırarak değerinin düşürülmesini açıkça “hırsızlık” olarak nitelendirmektedir. Bu davranış enflasyonu tetikleyecektir. Fakir- fıkara ezilecek; toplumsal güven zedelenecektir. Halkın düzeni için,  “…dünya nizamı ise ancak amelle, çalışıp kazanmakla hasıl olur…” diyerek, çaba ve gayrete vurgu yapılmaktadır.  Olayın devlet cephesinde ise Gazâlî’nin yaklaşımı, devletin mali politikalarının da ahlaki bir sorumluluk taşıdığını göstermektedir.

  1. Sonuçta Ekonomi de bir ahlaki değere dayanmaktadır.

Bugün bazı toplumların sorunu haline gelen refah ve zenginlik, bilgelikten hızlı artmamalıdır. Aksi halde toplumsal çürümeye yol açar. Para, ahlaktan bağımsız düşünülemez. Onun işlevi ancak ahlaki bir çerçeve içinde kullanılırsa anlam kazanır. Bu nedenle, Gazâlî’ye göre ekonomi yalnızca teknik bir düzen değil, aynı zamanda ahlaki bir sistemdir.

Gazâlî Buna rağmen, paranın doğası, servet birikimi, spekülasyon ve güven üzerine yaptığı analizler, modern ekonomi tartışmalarına ışık tutacak kadar güçlüdür. Gazâlî’nin para anlayışı da bugünün dünyasında da geçerliliğini koruyan bir uyarı niteliğindedir: para, ancak ahlakla bağlandığında topluma fayda sağlar. Gazalî’nin yaklaşımına bir bütün olarak bakıldığında onun nihai hedefinin zenginleşmek veya verimli piyasalar kurmak değil, adil bir bölüşümle insanın ahiret saadetini güvenceye almak olduğu görülür. Bunun da şartı, açıklık ve güvendir.

Şu satırlar ile Gazâlî, devleti huzur ve güvenin tesisinden sorumlu tutmaktadır:

 “…Piyasaya sahte veya değeri düşürülmüş para salmak, bir evden para çalmaktan daha büyük bir zulümdür. Çünkü sahte para piyasaya girdiğinde, tedavül vasıtasıyla binlerce insanın eline geçer ve hepsinin hakkına girilmiş olur. Bu durum, paranın güvenilirliğini ve dolayısıyla toplumun huzurunu yok eder…” Son olarak devlet eliyle oluşturulan ya da sebep olunan yapay enflasyon, Gazâlî’nin gözünde halkın cebindeki refahın gizlice gasp edilmesidir. Düzen ve refah anlayışına yönelik bu ifadeler dünden bugüne birer uyarı olarak görülmelidir.

Yorum gönder