Ekonomi ve Güven
28 Nisan 2018
Ekonomik ve Siyasi İşgalin Temelleri
1 Mayıs 2018

2008 yılının bu günlerinde, 10 yıl öncesi,  880 milyar dolar olan FED bilançosu, nasıl olur da 10 senede 4 trilyon 400 milyar dolar olur? Bir Merkez Bankası için bu şekilde bir para basabilme yeteneği bir ayrıcalık değil midir? Küresel ekonomideki bu dolarizasyon sürecinin bir sonu yok mudur? Dünya ticaretinin başat para birimi olan “dolar”  yerine, yeni para birimleri kullanılamaz mı?

Şimdilerde Beyaz Saray taraflarından gelecek twit bombardımanını bekleyin. ABD’nin tüylerini diken diken eden, hatta biraz da Saddam ve Kaddafi’nin de sonunu getiren konulardan birisi bu dolarlaşma karşıtlığı. Buna karşı çıkanlar sonunu hazırlamış oldu.  Saddam dış ticarette Avro kullanarak Avrupa Birliği`nin siyasi desteğini ararken, pek de sevilmediği Arap petrol dünyası üzerinde bir model oluşturabileceği rüyasını görüyordu.

Dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam’ın Irak`ın diğer ülkelerle yapacağı ticareti Avro ile yapacağını ilan etmesi o zamanlarda piyasalardaki Euro rüzgarı için pek dost canlısı görünmüştü. Öncelikle petrol dışında yapılacak tüm anlaşmalarda, Irak Avro’yu kullanacaktı. Ancak nasıl olacaktı bu iş? Bilindiği gibi dolar vesayetçi bir para.  Bir  çok nedenle diğer para birimlerinden çok daha güçlü bir yapıya sahip. Merkez bankaları rezervlerini dolar olarak tutuyor. Emtia borsalarında işlem birimi dolar…

Olayda önce petrol hariç tutulurken, daha sonra petrolün de Avro ile işlem yapılması gündeme geldi. Hedefte dolar vardı ve yavaş yavaş piyasadan el çektirilmesi üzerine işlemler,  operasyon gibi başlamıştı. Hele ki ABD Başkanlık seçimleri döneminde petrol ticaretinde de dolardan Avroya geçiş haberi aslında ABD için can sıkıcı idi.  6 KASIM 2000’de ABD ‘de de başkanlık yarışı varken Saddam, tam zamanı deyip, petrolü de “Avro” üzerinden satacağını açıklayınca euro yükseldi, dolar düştü. ABD bu kısa metrajlı ama “net” hamleyi not etmişti. Çünkü bu akıma İran, Libya ve Venezüella da katıldı. Dolar ciddi değer kaybı yaşadı.  Amerika ve İngiltere Mart 2003’te Irak’a girdikten iki ay sonra Irak’ın Avro hesaplarının tamamı dolara çevrildi ve Irak petrolleri için ödemelerin dolar üzerinden yapılacağı duyuruldu. Hikaye bitmiş, dolar yeniden hakimiyeti ele geçirmişti.

Biraz eskilere bakıldığında benzeri durumlar görülmüyor değil.  Bretton Woods’un “35 dolar getirene 1  ons altın” kuralı, 1968 Vietnam savaşı ve ardından 1970’li yılların petrol krizlerine kadar kusursuz işledi. Vietnam savaşının finansmanı güçleşmeye başlayınca ve ABD kasasındaki altın kadar dolar basması gerekirken; dünyayı dolara boğdu.  Haliyle dönemin en büyük altın ihracatçısı olan SSCB /Rusya, o dönemde ABD’ye altın vermeyince karşılıksız dolarların piyasa hakimiyeti başlamış oldu.1972 ‘de yaklaşık 8 katına varan bir “fazlalık” vardı. ABD’nin yaptığı “kalpazanlık” işlemi farkedilene kadar dolar piyasaları ele geçirmişti.

Elbette hiçbir ülke bu pervasız dolarizasyona kayıtsız kalamazdı. En güçlü tepki Almanya ve Fransa’dan gelir. Dönemin Fransa devlet başkanı  C. De Gaulle’nin 1965’te ABD’ye bir uçak dolusu dolar gönderip, (rivayet muhtelif olsa da, 300 milyon dolar kadar para) karşılığında altın aldığı söylenir. sonraki yıllarda da ABD’den dolar karşılığı altın çekilmesi devam eder. İngiltere bile 3 milyarlık rezervi karşılığı 2600 ton altın çeker. ABD işin bu kısmının aleyhine gelişeceğini düşünerek daha fazla uzatmaz, parasını devalüe eder ve 1973’te altın standardı çöker. Artık 1 ons altın 120 dolar‘dır.  Bugün 1323 dolar.

Doların küresel ekonomideki vesayetinden herkes müşteki ama çıkıp bir çift laf eden yok. Kısmen “altına endeksli arayışlar” önerilmiyor değil. Ya da yeniden milli paralara dönüş. Milli para ile ticaret…

Cari açık veren ülkeler için birincil ihtiyaç dolar. Doların değer kaybı ya da kazanışı pek çok değişkeni etkileyebiliyor. Borç alan – veren ülkeler için doların hareketi önemli, IMF gibi paranın patronu, ulusüstü örgütler için dolar önemli. Kısacası doların denklemden çıkması diye bir gündem, şimdilik muhal…

Bunu düşünmememiz için pek çok etken hareket ettiriliyor sanki.  Bir anda oluşuveren karmaşanın ardından hemen kayıp ve kazançlar dolar bazında anlaşılmaya çalışılıyor. Bir savaş çığırtkanlığı, bir siyasi kriz, ekonomide akbabaların felaket tellallarının manşetleri tutması ile dengelerin alt üst olması kaçınılmaz bir durum.

Bir de şöyle düşünün. Karşınızda, “Suriye’de 7 trilyon dolar harcadık ama beş kuruş almadık” diyen bir ABD başkanı var. Ve son beyanatı  “Çıkmıyoruz!…” olan bir devlet.

2008 krizi sonrası aylık esneme programları ile piyasaya sürdüğü dolarlara “parasal genişleme” olarak servis etti. Şimdi yeniden küçülme. Sonra bir gün büyümeye karar verecek. Sizce de böyle bir gücü elinde bulundurmak hakikaten bir imtiyaz ve hakikaten bir güç değil mi?

Fransız yönetimi De Gaulle’nin izinde dolar hakimiyetine karşı Avro üzerinden mücadeleyi sürdürmektedir. Beyaz Saray’ın bahçesine dikilen “meşe fidanına” inat, ABD ile Fransa arasındaki doları “devreden çıkarma veya oyunda tutma kavgası” artarak devam etmektedir. 30 Haziran 2014’te  Fransız BNP Paribas Bank’ın ABD tarafından 9 milyar dolar para cezasına çarptırılması ise bu mücadelenin bir parçası olmaya devam ediyor. New York’tan alınan mahkeme kararına göre, Fransız BNP Paribas 2002-2012  döneminde, ABD yaptırımlarını ihlal ederek Küba, Sudan ve İran’la 190 milyar dolarlık  iş yaptığı gerekçe gösterilmektedir.

Suriye üzerindeki son sortilerinin parasını nasıl ve kimden alacak dersiniz? Dünyanın karar alma mekanizmasının bu denli kısıtlı 5 ülkede olması, doların parasal genişleme adıyla durduğu yerde “çoğaltılması” hep bizim dışımızda gelişen olaylar.

Doların belinin kırılması değil “efendice gönderilmesinin” ekonomide olduğu kadar siyasette de bir karşılığı olmalı.

1,025 total views, 0 views today

Bir Cevap Yazın