HANGİ BAĞIMSIZLIK? Ekonomide de Kurtuluş Savaşı
22 Kasım 2017
Devlet Bütçe ile Yönetilir
23 Aralık 2017

Ekonomiye Bakmak ve Görmek

Ekonomide işler yolunda demenin bir yolu da bakmak ve görmektir.  Sonuç belli: “Yok yoktur, var var…” Ama bir de heves edip alamamak, alırken alamamak ya da ne olursa olsun alırken; muhasebeci deyişiyle: Çıktı girdiden fazlaysa… şimdi bu duruma dair, beynimizin bize gönderdiği acı-tatlı mesajlara bakalım.

Ekonomide işler yavaşlar mı, yaprak dahi kımıldamıyor dediğimiz anlar olur mu, herkesin de işleri kesat dediğimiz günler?… Elbette olur. Ama o gün bugün değil.  Ülkemiz ekonomisinde ani depar ve yavaşlama hallerinin doğal sonucu olarak hızlı terleme, hızlı soğuma halleri yaşanmaktadır. 2017 ekonomisinde bütün uluslararası örgütlerin beklenti ve açıkladıkları rakamların aksine, ekonomide veriler ikiye katlandı. Bunlar sanal mı? Değil elbette. Ancak ekonomide de “ak günler adına gösterilen çabayı da ihmal etmemek gerek.

Hele ki bu senenin Nobel Ekonomi ödülü alan iktisatçılarından Thaler’in “ekonominin salt mekanik değil insani bir yanının da olduğuna dair” tezleri bunun göstergesidir. İnsan davranışları veya tek başına insan, olanı olduğundan fazla; ya da olduğundan az görme eğilimindedir. Olduğu gibi, “neyse o”  diye bakılan bir durum ise pek nadir olmaya başlamıştır. Bir taraftan sesler geliyor: “resesyon kapıda, piyasalar durgun diye başlayan; esnaf ciroları düştü, perakendeci zararda… Devamı da var: Anadolu’da dükkânlar sinek avlıyor, çarşı-pazar kan ağlıyor, halımızı gören, sesimizi duyan yok. Haliyle bu bâzîçede bir hassas gerçek var:  Faiz de enflasyon da ufak ufak can sıkacak boyuta doğru ilerliyor.

Şimdi ne faizler düşünce memleket sevdalısı olunur; ne de dolar düşsün diye yüksek faizi savunmak işbilmekle eşdeğer. Faiz sopasıyla, kurdaki hareketlilikle, enflasyondaki bu yukarı yönlü seyir ile hükümete ayar çekilmez. Türkiye’nin temel sorunu üretimdir, üretimi yapacak yatırım ortamıdır. Başta odaklanılacak konu, bu yatırım ortamının tesis edilmesini sağlamaktır. Bunun için sadece tasarrufların yetersizliğinden söz etmek, ülkenin yeterli kaynağı olmadığını söylemek ülkeme haksızlıktır. Üretim başta düzen işidir, düzen de işleyen bir hukuk sistemi ile sağlanır. Ağır aksak işleyen bir hukuk ile yol almanın da bir sınırı vardır ve o sınıra gelinmiştir.

Bir de uluslararası ilişkileri, ekonomisi, askeri ve siyasi ortamı ile dış politika var ki bütün bu risk dolu hareketler, odağı bozmaya yönelik sanki. İki günde değişen gündem, kalıcı çalışılamayan durumlar ve karınca kaderince yol almaya çalışan kurumlar. Bu kadar aktif bir gündemin ortasında politika yapıcıların da karar vereceği konuların sayısı ve niteliği hatta çeşitliliği de başlı başına bir sorundur. Bu yüzden yetki devri ve yönetilebilir demokratik sistemin kendi açmazları da hız kesmektedir.

IMF ve Dünya Bankası hele ki AB ilerleme Raporlarının esamesi okunmaz oldu. Varsa yoksa FED… faizler artar mı azalır mı, kaç artar, döviz ne olur? Yaklaşık üç yılın birincil konusu oldu herbiri.  FED’in de faizleri sonunda  1,50 oldu. Sanırsınız dünyada yer yerinden oynadı. Piyasalarda %1 faizle yüzde 10 gibi “rüzgar” oluşturmak bizde görülmüştür.

Enflasyon verilerini canla başla bekleyen ülkeler arasına biz de girdik. Onlar, enflasyonu ekonomide hareketlenmenin bir göstergesi olarak algılarken; bizdeki durum, her grup sabit ücretlinin belirlenecek olan maaşındaki artış oranıdır.  “Biraz enflasyon oluşsa da ücretler daha üst banda yerleşse” beklentisi hala devam etmektedir… Sonra da enflasyon düşse ve aradaki fark, satınalma gücü – gelir olarak sabit ücretliye aksa… Bizim de enflasyona bakışımız biraz yandan olmaya başladı. Kanaatimce tam da böyle algılanıyor. Hesaplar yapılırken alabildiğine kıt bir enflasyon, maaş zamlarında canavar enflasyon… Haliyle enflasyona ezdirilmeyecek sabit gelirli için, sadece zam pazarlığı sırasında farklı bir enflasyon var.

Hayat standardının üzerinde tüketim karşımıza enflasyon olarak çıkıyor. Olmayan gelirin harcanması, ya da kredili /borçlu yaşam. Gelirin artması tüketimi dengeler. Borçlanmayı dengeler. Ekonomiyi dengeler. Gelir grupları arası dengesizliği dengeler. Sadece kendine çalışan bir sermaye grubu davranışı ekonomiye olduğu kadar, memlekete yüktür. Sabit gelirli, ücretli için söylenen “ama katkısı? Ama faydası? Ama ne yaptı da maaşını arttıralım?” dediğimiz bir konu ise verimlilik konusu…

Emek olmadan yemek olmuyor…  Zaman ve iş ahlakı en büyük maliyet: anlatacağız…

1,370 total views, 11 views today

Bir Cevap Yazın