Nobel Ekonomi Ödülü Hem Çevre Hem Ar-Ge’ye  
13 Ekim 2018
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin İlk Bütçesi
3 Kasım 2018

Bugün Güngör URAS hocamızı rahmetle, tekrar yad edelim. O, Ali Rıza bey amca ile Ayşe hanım teyzemizin biricik vefalı evladı idi. Bir gözü hep onlarda, anlatır da anlatırdı. Bir fırsatını bulduğumuzda biz de sorardık hemen: “N’olacak bu doların, dövizin hali sevgili hocam?” O da çalıştığı yerden gelen bu sorunun cevabını tane tane anlatırdı, dinlerdik.. öğrenirdik…

Bir defasında çok bilinen bir örneği hatırlattı. Napolyon’un bir kumandanı savaşı kaybedince, yaka paça Başkomutanın karşısına çıkartılır. Napolyon, “neden bu savaşı kaybettin?” diye sorar. O da “bu savaşı kaybetmenin 10 nedeni” olduğunu söyler. “Peki” der Napolyon, “Neymiş onlar?… Kumandan başlar: “bir, barut bitti” deyince; o zaman Napolyon “tamam” der, “gerisini söylemeye gerek yok”.

Bizim de sorunlarımızı böyle görmek gerek. “Başta ülkemize döviz girişi yok. O yüzden sonrakiler önemini yitiriyor. Saymaya bile gerek yok. Döviz geliri, gideri karşılamıyor.  Para yok, pul yok, döviz yok… Ama sorumluluklarımız var; borç var!… Döviz bazında, yeterli gelirimiz yok, kendi gelirimiz olmadığından, başkasının parasına puluna muhtacız. Onlardan gelirken iyi de, gelmeyince tıkanıp kalıyoruz.”  Haliyle açık veriliyor. Bunun adı “cari açık”: Ülkeye giren döviz ile çıkan dövizin arasındaki fark… Açığın finansmanı için her ay, duruma göre, 4 ila 6 milyar dolar arasında döviz girmesi gerekiyor. Giriş tıkanınca, biz de tıkanıyoruz…” nokta.

Sermaye hareketleriyle gelen döviz, para kazanmak için gelir. Başka neden gelsin? Faiz yüksek olacak ki kazanacak. Borsa, “al kazan, sat kazan” diyecek ki gelecek, sırf bu yüzden ülkeye girmek için fırsat kollayacak. Az zamanda çok getiri sağlayan devlet tahvillerine varacak.. yaşı uygun olanlar hatırlayacaktır, 5 Nisan 1994 sonrası devlet, üç aylık net %50 faizle para toplamıştı. O günlerden bu günlere…

Şimdi 4 TL ‘den Türkiye’ye giren döviz, 6 TL’ler seviyesinden çıkabilir mi? Kazandığından daha fazlasını, kura kaptırmayı bir yatırımcı ister mi? Kulakları çınlasın İlber Ortaylı’nın, “Türkiye batarsa, deniz taşar” demişti. Almanya ve Merkel’in ikili diyaloglarında bu batma konusunun, telaffuz edildiği kadar kolay olmadığı görüldü. Merkel olumlu tavır değiştirdi.

Şimdi kurdaki bu belirsizlik, bir yükselip sonra inen durum, ticaretin baş düşmanıdır.  Bugün için dolar  5,60  TL seviyesinden pozisyon alan bir ihracatçı, yarın dolar kuru 5 TL olduğunda, parasını tahsile gittiğinde ne olacak?  Ya da kur bir ay evveline döner de 6,80 TL olursa; ithalatçı siparişini daha önceki kur seviyesinden, 5,60 TL’den verdiğindeki durumla yeni durumun fiyat farkını nasıl karşılasın?   Bu kur istikrarsızlığı “ayarları” bozmaktadır. Son zamanlarda dolar fiyatının sürekli iniş çıkışları, sermaye sahiplerini beklemeye aldırdı, döviz girişi yavaşladı.

Bir ülkeye döviz getirecek yatırımcılar öncelikle, ülkenin büyüme hızına, enflasyon oranına ve faiz getirisine bakar. Türkiye’de büyüme yavaşladı. Enflasyon ile faiz başa baş. Hatta enflasyondan arındırıldığında faiz kaybettiriyor. O zaman “faiz artmalı” diyenler haklı çıkıyor. Yatırımcı üç kuruş dövizini de enflasyona kaptıracak olduktan sonra…

Ah şu CDS’ler…

Bunun adı “Risk Primi.” Riskimiz arttı. Ülke ekonomileri mercek altında,  borçlanma kağıtları, küresel piyasalardan görüldüğü gibi değil de abartılı olarak alınıp satılıyor. Haberci kuşlar: kredi derecelendirme kuruluşları ve danışmanlık şirketleri.  Uzun süredir Türkiye ekonomisi için yaldızlı söylem üretenler gitti. Yerlerine her gün farklı yüzle gelen ekonomi uzmanları türedi. Hele ki  olduğundan daha riskli bir ekonomi olarak anlatanlar ise, başka bir mesele.

Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki politik riskler, dış politikadaki yalnızlığı, özellikle Suriye konusu ve sürekli seçim konuşulmasının üzerine, bir de ekonomi politikalarının kırılganlığı  eklenince; Türkiye’yi dışarıdan değerlendirenlerin kafası karışıyor. “Ne papazı biter bu ülkenin ne de faili malum cinayetleri…”

Bütün bunlar Türkiye’nin “risk primini” arttırıyor. Türkiye ekonomisini dışarıdan değerlendirenlerin ilk baktıkları gösterge CDS’ler… Yılbaşında Türkiye’nin risk primi 156 idi. Ağustos’un o en sıcak günü 580, şimdilerde  420’lerdeyiz. (İspanya ve Portekiz dahi 100-150 arası risk pirimi öderken, Türkiye’nin ödediği bu rakamlar çok ciddi ölçüde yüksektir.)

Bu yüzdendir ki bizde dolar fiyatı (göreceli olarak) daha fazla artıyor. Daha fazla başkalarının davranışlarına bağımlı durumdadır. Buna borçlarımız da eklendiğinde, kriz tellallarının üç vakte kadar hatta  “bugün olmazsa yarın, ama mutlaka bir “kriz” söylemi hepten dillerine dolanmaya devam etmektedir.

Borç konusunda ödemek ve öder gibi yapmak şu anda ülkenin başındaki durumdur. Borcun bir kısmı ödenir, bir kısmı da yeniden borçlanılarak döndürülür. Kısacası alacaklılar yeniden borç verirse sorun olmaz. Hep açık veren bir ülke, hep borçlu bir ülke pozisyonunda olmak istemez. Bu durum afaki risk primleri demektir; yukarıdaki risk primini de tetikleyen bir durum demektir.

Şimdilerde ithalat da dikkat çekici

Buna bir de ülkeye giren döviz ile çıkan döviz arasındaki fark olan, 60 milyar dolarlık tutar eklendiğinde, borçluluk bitmeyecek demektir. İthalat bağımlılığının azaltılması, içeride ithalata olan talebin kısılması, Yerlinin teşviki, ek vergiler hep dövizi içeride tutmak içindir, bu da bir yere kadar.

Risklerimiz azalmadıkça,  enflasyonla dinamik ve sonuç alıcı bir mücadele neticelenmedikçe, üretim artışı gerçekleşmedikçe, buna paralel istihdam artmadıkça, doların düşmesi pek mümkün görünmemektir.

 

1,009 total views, 8 views today

Bir Cevap Yazın