İnsanî Gelişmişlik ve “İnsanı Gelişmemişlik”
25 Temmuz 2014
ÜNİVERSİTELERDE SOSYAL BİLİMLERİN GÜCÜ
29 Ağustos 2014

Yolculuk için arabasına binip kontağı açtığında, bütün göstergelerle birlikte özellikle, benzin göstergesine göz atmayan neredeyse yok gibidir. Bu bakışla depodaki benzinle ne kadar yol gidebileceği hemen hesaplanmıştır bile. Benzin bir kaynaktır ve aracın alacağı yol mesafesi açısından önemlidir. En iyi araca sahip olunsa dahi benzin yoksa hareket mümkün değildir.

Peki, bu durumu ülkeler için düşünürsek, mevcut kaynaklar kadar var olan insan gücü ile nereye varılır? Hangi gelişmişlik düzeyi yakalanır? Bugünkü yetişmiş insan gücü için bir hedef oluştursak bu hedefin gerçekleşmesi ne kadar zaman alır? Sorularla aslında nereden nereye geldik, varmak istediğimiz hedef için gerekli olan kaynak nedir sorusuna cevap aramaktayız.
CiM

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)  “2014 yılı İnsani Gelişme Raporu” Mevcut kapasite üzerinden insanlığa ışık tutuyor. Aynı evrende ve aynı asırda yaşayan insanların, birbirleri arasında muazzam denebilecek ölçüde farklılıkların oluşmasının matematiği anlaşılmaya çalışılıyor.

187 ülkeyi kapsayan İnsani Gelişmişlik Endeksine göre en üstte Alev Alatlı’dan mülhem söyleyelim, “Yüce Pir’den en alttaki Lanetlilere” uzanan bir sıralama var.  Zirvenin sahibi Yüce Pir ve arkadaşları elbette… ABD, Almanya, Hollanda gibi ülkelerin olduğu bu grupta Norveç 0,944 puan ile birinci,  en sonda “Lanetliler Grubu” var. Hayatını artık “varlığını sürdürmek” olarak gören, hayat şartlarının en zor olduğu Nijer, Kongo, Çad, Brundi, Gine, Mozambik gibi ülkeler yer almaktadır. Türkiye 0,759 puanla 69. Sırada. Aslında Türkiye, 1980’de 0,474; 1990′da 0,569 ve 2000′de 0,645 puana ulaştı. Hal ve gidişat görülüyor aslında.

Şimdi birtakım güncel verilerle nereden nereye sorusuna cevap arayalım. Öncelikle üretimi yapacağımız, fikri üreteceğimiz istihdam verilerinden gitmekte fayda var. Bunun için elimizdeki en sağlıklı veriler TÜİK verileri olması hasebiyle değerlendirme, bu göstergeler üzerinden yapılacaktır.

2013 yılı ihracat verisi $150 milyar.

Ülke içindeki sair üretim ve tüketime bakılmaksızın bu veri üzerinden bir gözlem yapmakta fayda var.

Toplumsal işbölümünü de ihmal etmeksizin bu üretim düzeyi ve sonuçta mevcut ihracat potansiyelini yakalamak için Türkiye’de 2013’te 25,5 milyon kişi çalışmıştır. İstihdamın;

1,1 milyon kişisi okuma yazma bilmemekte,
1,1 milyon kişisi okuma yazma bilir ama ilkokul mezunu değildir,
8,8 milyon kişisi ilkokul mezunu,
2,5 milyon kişisi ilköğretim mezunu,

2 milyon ortaokul mezunu da bu sayıya eklendiğinde, toplam 15,5 milyon kişinin sadece bu ilkokul düzeyi civarında bir eğitime sahip olduğu görülmektedir. Öyle ki İstihdamın bu yapısı son on yılda ihracatı $50 milyardan $150 milyara “sıçratmıştır”.

Burada bir cümleyle işsizlik rakamlarındaki dikkat çekici gelişmeye ifade etmekte fayda var, o da şudur: %10 düzeyindeki işsizlik, rakamsal olarak ilkokul düzeyindeki gruplarda yaygındır. Eğitim arttıkça istihdam edilme imkânları ve istihdam edilen sayısı diğer gruplara göre hızlı artmıştır. Dolayısıyla eğitim işsizliğe ilaçtır. “Okuma talebi” bu yüzden devam etmektedir. Eğitime olan talep son on yılda “okumuş ya da mektepli istihdamın” artmasına yol açmıştır. Yüksek okullu sayısı 2,3 milyondan 4,8 milyona yükselmiştir. Bu rakamsal artış yüzde yüzün üstündedir ve çok değerlidir.

Dememiz o ki Türkiye’nin bugünkü $150 milyar ihracat düzeyine,  Ortaokul ve altı eğitim seviyesi ile geldiği görülecektir. İstihdamın ortalama eğitim düzeyi hala 7 yıl civarındadır.  İstihdamdaki “ilkokul civarı” grubun toplam içindeki payı %65’tir.

2023 hedefini açıklayan bir ülke olarak Türkiye’nin Cumhuriyetin 100. Kuruluş yıldönümüne ilişkin ihracat hedefi $500 milyar.  Ancak bir gerçek var ki istihdamın bugünkü yapısı ve bu görülen yüzü ancak $150 milyarı gerçekleştirebilmiştir. Türkiye “Ortalama Gelir” olarak tarif edilen bir seviyeye ulaşmıştır. Ortalama Geliri bu seviyeye “Ortalama insan” kalitesi getirmiştir.  Bunu daha ileri götürmek buradaki insan faktörünü iyileştirmek, geliştirmek ve daha donanımlı hale getirmekle mümkün olacaktır. Ortalama istihdamı ve ortalama insanı geliştirmeden, ortalama geliri arttırmak mümkün değildir. Sonuçta bu üretim potansiyeli ve istihdamın bu eğitim düzeyi ile gelinen nokta bellidir.  Yeni mezunlar ve sayısal artışlar “nitelikle” desteklendiği takdirde sonuç almak mümkün olabilecektir.   Yıllık 5 bin bile olmayan doktora eğitimini tamamlayanlar sayısının ülkemizi 2023 vizyonuna taşıması oldukça güç görünmektedir.

İşgücünün yaklaşık 2,5milyon kişisinin yarısı okuma yazma bilmemekte, diğer yarısı da ilkokul mezunu olmayıp sadece okuma yazma bilmektedir. İstihdamdaki 10 milyon kişinin ilkokul mezunu olduğunu ihmal etmeksizin bu önümüzdeki on yıllık süreçte her grubu bir üst gruba doğru hareketlendirecek bir etki şart görünmektedir. Hedefi, iddiası ve amacı olan Türkiye gibi bir ülkenin sadece ekonomik göstergelerini iyileştirmesi yetmeyecektir. Sosyal göstergelerinin, politik çevre ve demokrasi kültürüyle mezcedilmiş yapısının da bu çerçevede geliştirilmesi öncelikli olmalıdır.

Kişi başına ortalama $10.000 civarında olduğu ifade edilen milli gelirin $25.000 seviyelerine yükselebilmesi için, UNDP 2014 “İnsani Gelişme Raporu”nda, “Yönetime İlişkin Algı” konulu endekste yer alan bir soru bulunmaktadır: “Ulusal yönetime güveniyor musunuz?” Buna “evet” cevabı verenlerin oranı %53 olarak çıkması gayet manidar bulunmuştur.  Siyasi kristalleşmeyle de uyumlu bu verinin Raporda bu şekilde yer alması siyasi iktidarın sınırlarını da göstermektedir.

Gelişmişliğin göstergesi ortalama gelirle ifade edilirken, ortalama insanla gelinen bu aşamayı gözden uzak tutmamak gerekmektedir. Ekonomik gelişme, insani gelişmeyi de beraberinde getirecektir. Ortalama gelir tuzağından çıkmanın yolu ortalama insan tuzağından kurtulmaktan geçmektedir.

1,081 total views, 2 views today

Bir Cevap Yazın